KENDİNE SAHİP OLMAK ve ÜMMET’E SAHİP ÇIKMAKTIR ORUÇ

K

Bir kahve içmek ya da ziyafet için 5-10 dakikalık mesâfeyi kateden insan, hevâsının en büyük tezâhür şekli olan yemek yemeye Ramazan’da, “Dur! Ben senin için yaratılmadım.” der; olmazsa olmaz dedikleri olmadan da hayatın olabileceğini öğrenir. Uykuyu, konuşmayı, yemeyi azaltır, ibadeti artırır. Allah Rasûlü’nün ﷺ “Nice oruç tutanlar var ki, onlara oruçtan geriye sadece susuzluk kalır.[1] ikazı onu gün boyu “âgâh” tutar. Midesine “Dur!” diyerek başlayan oruç mücâhedesine diğer organları da katılır. Dili, gözü gibi kulağı da oruç tutar. Buna bağlı olarak yönetici ise dairesi, patron ise işyeri, müdürse okulu, gazeteci ise yayınları değişir. Moda kıyafetlere, yeni ev eşyalarına, arabalara, dairelere sahip olma arzusuna da “Dur!” der. İçinden bir ses ona, “Nasıl ki büyük bir belâ küçüğünü bastırırsa, Cemâlullah arzusu da müslümanı dünyalıklara dâir olan arzulardan arındırır.” diye seslenir.

 Oruçla tezkiye olan ruh, sahibine, “Kendin için istediklerini, bir asra dahi ulaşmayan şu dünya hayatı için değil, ‘hâlidîne fîhâ ebedâ’ olan Ahiret için iste. Unutma ki, ‘Kim yalan sözü ve onunla ameli terk etmezse (bilmeli ki) Allah’ın onun yiyip içmesini bırakmasına ihtiyacı yoktur.[2] Devlet başkanı, bakan, vali de olsan Allah’ın kulusun. Sahip olduklarına da, sana da sahip olan bir Allah var.” der.

İki Sûret

Oruç tutarken, oruca tutunanlarla tutunmayanlar esas ve fer’ itibariyle birbirinden farklıdır. Oruç tutmaya gücü yettiği halde tutmayanlar, onu murâkabe eden, yaptıklarının hesabını soracak bir Allah tasavvurundan mahrum olduklarından gıybetin, yalanın, hırsızlığın mahkûmiyetinden kurtulmaları imkânsızdır. Buna mukabil iftar sofrasına oturduğunda sokaktaki aç insanları, bir tenhada geceleyenleri düşünen; sonra da, “Acıkan kullarından dolayı bizleri muahaze etme Yâ Rabbi!”[3]diye niyazda bulunan Müslümanın hayatında ne gıybet ne de hırsızlık olur. Allah Rasûlü ﷺ Mekke sokaklarında işkence gören Sahâbenin fetih esnasında şahsi duygularına yenik düşüp insanlara zarar vermemesi için şehre, “Bir topluma olan kininiz sizi adâletsizliğe sevk etmesin. Adil olun!”[4] âyetini okuyarak bir Ramazan gününde girer. 

İnsan hayatında yeme-içme azalınca onun için mücâdele arzusu da azalır, yakan-yıkan şehveti zayıflar, hayat israftan iktisada evrilir. Millet malı, yetim hakkı demeden kazanma ihtirasının ne kadar çirkin olduğunu daha yakından görür, utanır, daralır, “Ben bunları nasıl yaptım…” der insan. Daha rahat yaşamak için Afganistan’ı vuran, daha ucuz enerjiye ulaşmak için Bağdat’ı işgal eden Batılılar gibi olmadığından dolayı Allah’a hamd eder. Oruçla, kendini hayvanî bir şehvete çağıran kanaatsiz haline “Paydos!” der.

Oruç Menzili

Oruç, insana dünyanın dikenli bir yol olduğunu, yarın acı çekmemesi için her adımını dikkatle atması gerektiğini öğütler. Üç menzil gösterir ona. Önce “muttakî ol”[5] der, ardından hidâyete erdirmesine karşılık Allah’ı tazim etmeyi, ondan başka sığınak, barınak, tutamak tanımamayı, son olarak da oruçla takva ve Allah’ı tâzim etme makâmına erişmesine bedel olarak Rabbine şükretmeyi[6] emreder.

İnsan doyunca bütün organlar acıkır, tatminsizlik başlar; acıkınca ise bütün organlar kanaatle doyar.

Ümmet’e Sahip Çıkmak

Oruç; fakiri anlamak, mustazafla zihnen birlikte olmaktır. Ramazan ise infak ve hürriyet ayıdır. On bir ay var olandan verenler, Ramazan’da yoktan da vermeyi öğrenirler. Fakire dağıtmak için borçlanır, fakirin su akıtan çatısını tamir, yıkılan duvarını inşâ için el açar orta halliler. Bunun içindir ki, Allah Rasûlü ﷺ, “Muhammed ailesinin rızkını onlara yetecek kadar yap![7] buyurdu. Oruç tutmaya başladığında ezvâc-ı tâhirat, “bir daha iftar etmeyecek” zannederdi. Bir dizini kırarak oturur, sofradan doymadan kalkardı. Hz. Âişe (radiyallahu anha) onun o günlerini hatırlayıp da ağlardı. Âlemlere rahmet oluşunun tecellisi olarak açlığı iliklerine kadar hissetti fakat “açım” demedi. Kendi ihtiyarına bağlı bir fakirliği tercih etti; din istismarının yolunu sonsuza kadar kapattı. Allah Rasûlü’nü ﷺ tanımadan önce baskın yapan, insanları öldürüp çocuklarını yetim bırakan bedevîler de O’nun zühd hayatını tanıdıktan sonra evlerini yetimhaneye çevirdi.

Sahâbenin mütevâzi evleri saraylardan daha fazla insan ağırlardı. Mekânları dar, yürekleri feza kadardı. Çünkü Ramazan ayı girdiğinde her esiri serbest bırakan, her isteyene veren[8] hocaları Hz. Muhammed’den ﷺ, “Kim bir oruçluya iftar ettirir ya da mücâhidi techiz ederse onun için oruçlu ya da mücâhidin sevabı vardır.[9] hadisini dinlemişlerdi.

Onun kereminden hem muâsırları hem de sonraki asırlardaki bağlıları çok etkilendi. Şâirler, edebiyatçılar bu yönünü anlatmaya çalıştı. Ferezdak, hayranlığını şu beyitle dile getirdi. “Teşehhüdü dışında asla lâ/hayır demedi. Eğer teşehhüd olmasaydı “lâ”sı neam/evet, olurdu.”

Sahâbe

Hz. Yûsuf  açları ve fakirleri unutmamak, yoklukta ve sıkıntıda onlara benzemek için pek çok yiyeceğe sahip olmasına rağmen kıtlık senesinde karnını doyurmadı.[10] Hz. Ömer  de  dokuz ay devam eden kıtlık günlerinde ekmek ve zeytinyağından başka bir şey yemedi, Sahâbe ile direndi. 

Oruç tutanların idare ettiği bir dünyada muhâcirlerin sayısı Müslümanlara rahatsızlık vermez. Bilirler ki mülkün sahibi Allah’tır. Geçici bir süre verdiği dünya malına vekâlet yetkisi ölüm meleğiyle geri alınacaktır. Allah Rasûlü’nün ﷺ “Bir kişinin yemeği iki kişiye, iki kişininki dört kişiye yeter.[11] sözünden hareketle onlar da, “Seksen milyonun nafakası, seksen milyon muhacire de yeter.” der. Koltuk altlarına aldıkları pidelerle evine gidenler yetim çocukları boş geçmezler. Çünkü her ne infak ettilerse onun kendileri için olduğunu ve Âhiret’te onu bulacaklarını bilirler.

Hürriyet Ayı

Müslüman yaptığı amellerle Cennet’in kapılarını açar, günahtan uzak haliyle de Cehennem kapılarını kapar. Hâkimiyet altına aldığı nefsiyle de şeytanların evhamına mani olur. Hadisenin bu boyutuna işaret eden Allah Rasûlü ﷺ, “Ramazan girdiğinde Cennet’in kapıları açılır, Cehennem’in kapıları kapanır ve Şeytanlar zincire vurulur.[12] buyurdu. Ramazan Şeytanların bağlı Müslümanların ise özgür olduğu bir aydır. 

Hz. Âişe’ye (radiyallahu anha) için ağladığı sorulduğunda, Allah Rasûlü’nün ﷺ bir günde iki defa karnını doyurmadan dünyadan ayrılış halini hatırladığını, bu yüzden ağladığını söyler.[13]

“Oruç Tutmuyorum, çünkü….”

Elinde olanı muhtaçlara dağıtan, verecek bir şey olmayınca da “Benim adıma satın al.”[14] buyuran Peygamber-i Ekber’in ﷺ yoluna, “Oruç tutmuyorum, çünkü….” diye başlayan cümlelerle itiraz eden, muhataplarını inkâra çağıranlar hayatlarında bir defa mazlumlar aç ve sefil halde diye gözyaşı döktüler mi?!

Oruç tutmadığını ilan edenler; çocuklar aç, anneleri açıkta, milyonlarca insan evlerini terk etti diye ağladı mı, ağlayabilir mi? Ağlama hasseleri var mıdır gerçekten onların?

Evindeki köpekle rahatlıkla ünsiyet kuran fakat sokağında yetim gördüğünde cinnet geçirenlerin niçin oruç tutmadıkları aslında zâhirdir. O halde bu cümleler şu şekilde terkip edilmelidir: “Oruç tutmuyorum. Çünkü oruç insandaki hayvânî duyguları zayıflatır, yok eder, beni sâfî bir insan yapar. ”

Eğer oruç karşıtları kul olduklarını hatırlayıp oruç tutsalardı, kendileriyle aynı dünyada yaşayan mazlumların acılarını hissedecek, eşcinsellerin hakları için değil, mazlumların hürriyeti için yürüyeceklerdi. Ekranlar reyting uğruna cinselliği istismar ederek milletin kızlarını adalara davet etmeyecek, kızlı erkekli grupları Ramazan Ayı’nda yarışma adı altında şehvet arenalarına çıkarmayacak, kimse namusun tanımıyla bu kadar rahat oynayamayacaktı. Krallar, emirler, petrol şeyhleri “diyet orucu” yerine “tezkiye ve terbiye orucu” tutsaydı, Suriye’deki kadınlar böyle aç ve açıkta kalmayacaktı.

Ramazan Sevinci

Allah Rasûlü ﷺ, “Oruç tutanın biri iftarda, diğeri ise Rabbine ulaşma anında yaşayacağı iki sevinci var.[15]buyurdu. İftar vaktinde, “Oruç ödevimi yerine getirdim, bütün organlarımı haramlardan korudum, açlığı hissettiğim anlarda açların hallerini daha iyi anladım. Bütün bunları yapabilmenin sevinci içerisindeyim fakat sevinçlerin en büyüğü yaptıklarımın rızâ-i ilâhîye uygun olduğunun tescil edileceği mahkeme-i kübrâda yaşanacaktır Yâ Rabbi” diye niyaz eder Müslüman.

Kış günlerindeki Ramazan’da bütün mazlumlarla üşüyen, onların acılarını paylaşan, yazlarda ise onlarla acıkan ve susayan Müslümanlar Rablerine kavuşunca daha büyük bir bayram idrak edecekler.

* * *


[1]   İbn Mâce, Savm, 7: رُبَّ صَائِمٍ لَيْسَ لَهُ مِنْ صِيَامِهِ إِلاَّ الْجُوعُ وَالْعَطَشُ

[2]   Buhârî, Savm, 8: مَنْ لَمْ يَدعْ قَوْلَ الزُّورِ والعمَلَ بِهِ فلَيْسَ للَّهِ حَاجةٌ في أَنْ يَدَعَ طَعامَهُ وشَرَابهُ

[3]   Aliyyu’l-Kârî, Nureddin Ebu’l-Hasen Ali b. Sultan, Mirkâtu’l-Mefâtîh Şerh-u Mişkâti’l-Mesâbîh, Dâru’l-Kütübi’l-İlmiyye, Beyrût, 2007, IV, 385: اَللَّهُمَّ لاَ تُؤَاخِذْنِي بِحَقِّ الْجَائِعِين

[4]   Mâide, 5/8: ﻳَٓﺎﺍَﻳُّﻬَﺎ ﺍﻟَّﺬِﻳﻦَ ﺍٰﻣَﻨُﻮﺍ ﻛُﻮﻧُﻮﺍ ﻗَﻮَّﺍﻣِﻴﻦَ ﻟِﻠّٰﻪِ ﺷُﻬَﺪَٓﺍﺀَ ﺑِﺎﻟْﻘِﺴْﻂِ  ﻭَﻟﺎَﻳَﺠْﺮِﻣَﻨَّﻜُﻢْ ﺷَﻨَﺎٰﻥُ ﻗَﻮْﻡٍ ﻋَﻠٰٓﻰ ﺍَﻟﺎَّ ﺗَﻌْﺪِﻟُﻮﺍ  ﺍِﻋْﺪِﻟُﻮﺍ  ﻫُﻮَ ﺍَﻗْﺮَﺏُ ﻟِﻠﺘَّﻘْﻮٰﻯ  ﻭَﺍﺗَّﻘُﻮﺍ ﺍﻟﻠّٰﻪَ  ﺍِﻥَّ ﺍﻟﻠّٰﻪَ ﺧَﺒِﻴﺮٌ ﺑِﻤَﺎ ﺗَﻌْﻤَﻠُﻮﻥَ

[5]   Bakara, 2/183: ﻳَٓﺎ ﺍَﻳُّﻬَﺎ ﺍﻟَّﺬِﻳﻦَ ﺍٰﻣَﻨُﻮﺍ ﻛُﺘِﺐَ ﻋَﻠَﻴْﻜُﻢُ ﺍﻟﺼِّﻴَﺎﻡُ ﻛَﻤَﺎ ﻛُﺘِﺐَ ﻋَﻠَﻰ ﺍﻟَّﺬِﻳﻦَ ﻣِﻦْ ﻗَﺒْﻠِﻜُﻢْ ﻟَﻌَﻠَّﻜُﻢْ ﺗَﺘَّﻘُﻮﻥَ

[6]   Bakara, 2/185: ﺷَﻬْﺮُ ﺭَﻣَﻀَﺎﻥَ ﺍﻟَّﺬِٓﻯ ﺍُﻧْﺰِﻝَ ﻓِﻴﻪِ ﺍﻟْﻘُﺮْﺍٰﻥُ ﻫُﺪًﻯ ﻟِﻠﻨَّﺎﺱِ ﻭَﺑَﻴِّﻨَﺎﺕٍ ﻣِﻦَ ﺍﻟْﻬُﺪٰﻯ ﻭَﺍﻟْﻔُﺮْﻗَﺎﻥِ  ﻓَﻤَﻦْ ﺷَﻬِﺪَ ﻣِﻨْﻜُﻢُ ﺍﻟﺸَّﻬْﺮَ ﻓَﻠْﻴَﺼُﻤْﻪُ  ﻭَﻣَﻦْ ﻛَﺎﻥَ ﻣَﺮِﻳﻀًﺎ ﺍَﻭْ ﻋَﻠٰﻰ ﺳَﻔَﺮٍ ﻓَﻌِﺪَّﺓٌ ﻣِﻦْ ﺍَﻳَّﺎﻡٍ ﺍُﺧَﺮَ  ﻳُﺮِﻳﺪُ ﺍﻟﻠّٰﻪُ ﺑِﻜُﻢُ ﺍﻟْﻴُﺴْﺮَ ﻭَﻟﺎَ ﻳُﺮِﻳﺪُ ﺑِﻜُﻢُ ﺍﻟْﻌُﺴْﺮَ  ﻭَﻟِﺘُﻜْﻤِﻠُﻮﺍ ﺍﻟْﻌِﺪَّﺓَ ﻭَﻟِﺘُﻜَﺒِّﺮُﻭﺍ ﺍﻟﻠّٰﻪَ ﻋَﻠٰﻰ ﻣَﺎ ﻫَﺪٰﻳﻜُﻢْ ﻭَﻟَﻌَﻠَّﻜُﻢْ ﺗَﺸْﻜُﺮُﻭﻥَ

[7]   Buhârî, H. No:  6460.

[8]   el-Beyhakî, Ahmed b.  Hüseyin b. Ali, Şuabu’l-İman, H. No: 3629.

[9]   Ahmed, Müsned, IV, 114.

[10]   Aliyyu’l-Kârî, a.g.e., IV, 385.

[11]  Buhârî, Et’ime, 70:  طَعَامُ الْوَاحِدِ يَكْفِي الْإِثْنَيْنِ وَطَعَامُ الْإِثْنَيْنِ يَكْفِي الْأَرْبَعَةَ

[12]  Bkz. Buhârî, Savm, 30; Müslim, Savm, 13:

[13]  Tirmizî, Zühd, 38.

[14]  İbn Kesîr, Ebu’l-Fidâ İmâdüddîn İsmâil b. Şihâbiddîn Ömer, el-Bidâye ve’n-Nihâye, Dâr-u Âlemi’l-Kütüb, Riyad, 2003, VIII, 515.

[15]   Buhârî, Savm, 30, H. No: 1904: الصِّيَامُ جُنَّةٌ لِلصَّائِمِ ، فَرْحَتَانِ يَفْرَحُهُمَا ؛ إِذَا أَفْطَرَ فَرِحَ بِفِطْرِهِ ، وَإِذَا لَقِيَ رَبَّهُ فَرِحَ بِصَوْمِهِ

Yazar Hakkında

İhsan Şenocak

Yorum Ekle

İhsan Şenocak

Hakkında

1974 yılında Samsun’da dünyaya geldi. İlkokuldan sonra hafızlık yaptı. 1994’te Samsun İmam Hatip Lisesi’nden 99’da Ondokuzmayıs Üniversitesi İlahiyat Fakültesi’nden mezun oldu. Okul yıllarında muhalled usulde İslâmî ilimler okudu. 2002’de Diyanet İşleri Başkanlığı İstanbul Haseki Eğitim Merkezi’ni bitirdi. 2004 yılında OMÜ İlahiyat Fakültesi İslâm Hukuku Anabilim Dalında “İslâm Hukuku’nda Taklit” konulu teziyle yüksek lisans yaptı. Aynı fakültede “İslâm Hukuku’nda Örfün Hükümlere Etkisi” adlı tezini tamamlayarak doktor oldu.