İBRAHİMÎ BİR ŞUUR, YÛSUFÎ BİR HAYÂ İLE DİRİLİŞTİR ORUÇ

İ

Müminler Allah Azze ve Celle’nin rızasına nâil olabilmek için Ramazan’da imsaktan iftara kadar yemek, içmek ve eşleriyle birlikte olmaktan uzak dururlar. Gâyeleri ise, muttakîler kadrosuna dahil olabilmek.[1] 

Allah Rasûlü’nün ﷺ ifade buyurduğu gibi oruç, mümine kalkan olur.[2] ve onu Allah’a ve Rasûlü’ne itaat etmeye, nehyedilenden ise uzaklaşmaya çağırır. Nefsi şehvet veren her şeyden koruyan oruç; mümin için bir sığınak, bir barınaktır.

Yılın en uzun ve en sıcak günlerinde de oruç tutan mümin; yılmaz, yorulmaz, usanmaz, “ah” edip ağyarı sevindirmez. Yemeklerin içinde acıkır, masasında su olduğu halde susar; fakat yanında kimse olmadığı halde dönüp ne suya, ne de yemeğe bakar. Lezzet veren, iştah kabartan hiçbir şeye oruçlu iken elini uzatmaz. Eşinden uzak durur. Bütün bunları ise her durumda ve ortamda onu gören Allah’ın rızasına nâil olabilmek için yapar. Ramazan’ın bütün günlerinde aynı hâdise tekrar eder; her gün acıkır, her gün susar, sağında ve solunda yemekler, meşrubatlar olduğu, nefsi de, “Haydi seni gören kimse yok. Ye!” dediğinde, o, “Dilediğinizi yapın. Allah Azze ve Celle muhakkak ki yaptıklarınızı görüyor.[3] âyetini okur, Rabbine sığınır. 

Ramazan; bütün Müslümanlara, “Her yapılanı gören, bilen ve hesabını soracak olan Allah Teâlâ var.” şuurunu verir. Günün her saatinde tefekkür edilen bu hâl, zamanla müminde bir melekeye dönüşür. Gözler, kulaklar ve eller yalnız Allah’ın razı olduğu şeylere bakar, yalnız onları duyar ve onlara dokunur.

Orucu Yalnızca Midenle Değil, Bütün Uzuvlarınla Tut!

Oruç, Allah yoluna adanmış bir hayatın en şeffaf ve en ihlaslı imtihânıdır. Bu cihetle hakkıyla tutulan bir oruç, ”adanmış” adamla ”aldanmış” adam arasındaki farkı tayin eder. Ne Şeytan, ne de adamları adanmış hayatlar üzerinde operasyon yapabilir. Âhir zaman kadını adanmış bir adamın yoluna çıkar, önünde durur, “Beni gör!” diyen kıyafetiyle işyerinde, okulda, metroda, uçakta arz-ı endam eder. Lakin oruç tutan Müslüman genç onu görmemek için yerini, eğer buna imkânı yoksa yönünü değiştirir. Namazdan aldığı feyzin üzerine şehvet kezzabı dökülmemesi için gözlerini kadından kaçırır, onu görmemek için çırpınır; fakat yine de muttakiler safından ayrılıp Allah’a ve Rasûlü’ne ﷺ ihanet etmez. Manzara her tekrar ettiğinde Rabb’inin talimatlarına sarılır, “Mümin erkeklere söyle, gözlerini haramdan sakınsınlar ve iffetlerini korusunlar.[4] âyetini okur; her namazda, “Esselâmu aleyke Eyyühennebiyyu!” diye selâm verdiği Peygamber-i Ekber’in ﷺ Hz. Ali’ye  söylediği, “Kadına gayr-i ihtiyarî bir defa baktıktan sonra bir daha bakma Ali! Senin için sadece birinci bakış var, ikincisi yoktur.[5]buyruğunu hatırlar, toparlanır.

Oruç otuz gün müslümana konuşan bir bereket ve izzet kürsüsüdür: “Ahmed, Mustafa, Ammar, Yasir! Gözlerine ve sözlerine sahip çık! Allah’a ﷻ, Rasûlü’ne ﷺ ihanet etme! Orucu yalnızca midenle değil, bütün uzuvlarınla tut! Ancak eşinin yanında giyebileceği bir kıyafetle sokağa çıkan kadına bakarak oruca ihanet etme! Unutma! Sizden önceki ümmetlere de oruç farz kılınmıştı.[6] Onlar da senin imtihanına maruz kaldıklarında, ‘Biz Allah’tan korkarız.’ deyip, O’na sığınmışlardı. Hz. Yûsuf   yaşadığı devrin en güzel delikanlısıydı. Kadınlar onu gördüklerinde ellerini kestiler ve ‘Hâşâ Rabbimiz! Bu bir beşer değil, bu ancak melektir, dediler.’ [7] Sûreti ve şekli yanında ruh ve mana boyutuyla da oruç tutan Hz. Yûsuf, Züleyha kapıları kapatıp ‘Haydi gel!’ dediğinde, ‘Allah’a sığınırım.’ demişti.[8] Orucu Hz. Yûsuf   gibi tutanlar; gözlerin dönüp, ayakların kaydığı yerlerde de dağ gibi ayakta durdular; ‘Dilediğinizi yapın. Muhakkak ki Allah Azze ve Celle yaptıklarınızı görüyor.[9] âyetini hatırladılar.”

Allah’tan Korkana İki Cennet Var!

Hz. Ömer zamanında namazları mescitte kılan âbid bir genç vardı. Hz. Ömer de bu gence hayrandı. Gencin yaşlı da bir babası vardı. Genç, yatsıyı kılınca beklemeden babasının yanına giderdi. Eve gittiği güzergâh, kendisine âşık olan bir kadının kapısı önünden geçiyordu. Kadın, gencin geçtiği yol üzerinde bekler, kendini ona arz ederdi. Genç, bir gece yolda kadına rastladı. Kadın, genci peşine takana kadar ona cilve yapmaya devam etti. Nihayet genç, kadına takılıp kapısına gelince, kadın içeri girdi.  Genç de tam kapıdan içeriye giriyordu ki Allah Azze ve Celle’yi hatırladı ve korkup kapıyı terk etti, şu âyet-i kerîmeyi okudu: “Allah’a karşı gelmekten sakınanlar, şeytan tarafından bir vesveseye uğrayınca, Allah’ın huzurundaki hesabı hatırlar ve hemen gerçeği görür, tuzakları fark ederler.[10] Daha sonra bayılıp yere yığıldı. Kadın, çağırdığı câriyesiyle birlikte genci evinin kapısına kadar taşıdı. Namazı kılınca hemen eve dönen gencin babası, bu gecikmeden dolayı daraldı; oğlunu aramak için dışarı çıktı. Bir de baktı ki oğlu kapıda baygın bir şekilde duruyor. Ailesinden birini çağırdı ve genci taşıyıp içeri aldılar.  Geceden Allah Azze ve Celle’nin dilediği kadar bir vakit geçene kadar genç ayılmadı. Ayıldığında babası, “Ey oğulcuğum! Ne oldu sana?” dedi. Genç, hadiseyi anlatmak istemedi, sadece “Hayırdır.” dedi. Babası, “Sana soruyorum cevap ver yavrum!” deyince genç, “Peki anlatayım.” dedi. Baba, “Ey oğulcuğum! Hangi âyeti okudun da böyle oldun?” diye sorduğunda, genç, okumuş olduğu âyeti tekrar etmeye başlayınca yine bayıldı. Onu hareket ettirdiler. Ne var ki ölmüştü. Genci yıkadılar, ardından çıkarıp gece defnettiler. Sabah olunca hâdise Hz. Ömer’e arz edildi. Hz. Ömer gencin babasının yanına gidip, tâziyelerini iletti. Ardından da babaya, “Bana haber verseydin ya?” dedi. Baba, “Ey mü’minlerin emiri! Geceydi.” dedi. Hz. Ömer, “O halde bizi o gencin kabrine götürün.” buyurdu. Hz. Ömer ve onunla birlikte olanlar kabre gitti. Hz. Ömer “Ey Falan!” dedi ve ‘Rabbinin huzurundan korkan kimse için (biri itaate, diğeri ise menhiyattân uzak durmaya bedel olarak) iki cennet vardır.[11] âyetini okudu. Genç de kabrin içinden, “Ey Ömer! Allah Azze ve Celle Cennet’te o ikisini bana iki kere verdi.” şeklinde cevap verdi.[12] 

Âhiret Aşısı

Oruç, Müslüman gence Âhiret aşısı yapar. Her emir ve nehiyle karşılaştığında Âhiret’teki hâlini düşünür. Emre itaat eder, nehiyden uzak durur. Emirde de, nehiyde de o derece samimidir ki, bu yolda canını vermekten imtina etmez. “Eğer bu nefis Allah’a isyan edecekse, bu bedene bu ruhu taşımak haramdır.” der, Hakk’a kurban olur. 

Yûsufî Bir Şuur

Âlem-i İslâm’ın farklı noktalarında gençlik Yûsufî bir şuurla uyanıyor. Ninesi, dedesi de içinde olsa mahremiyet ihlallerini Hakk’a ihanet kabul edecek; ailesinin, “Bu kadarı aşırı.” ifadelerine rağmen her biri bir şehre “iffet aşısı” yapacak Yûsufların sayıları artıyor elhamdülillah. 

Oruç Bir Korunmadır

Sokaklar açılıp, kadınlar “Gör beni!” diyen kıyafetiyle yollara dökülünce, Allah Rasûlü’nün ﷺ Ahir zaman öğrencileri, “Hayâsızlıktan ve kötülükten meneden namaza”[13] ve mümini “Müttakiler kadrosuna”[14]yücelten oruca sığındı. Lakin yalnızca şekil ve sûret itibariyle tutulan bir oruca değil, ruh ve mana cihetiyle de eda edilen oruca iltica etti. Bu noktada Allah Rasûlü ﷺ gençlere mahsus nasihatinde şöyle buyurmuştu: “Ey gençler topluluğu! İçinizden kim evlenmeye güç yettiriyorsa evlensin. Çünkü gözü haramdan en iyi koruyan, ırzı da en iyi muhafaza eden budur. Kim de evlenmeye güç yetiremezse oruç tutsun. Zira oruç onun için bir korunmadır.[15]

Oruca Tutunmak

Oruç; kadın-erkek, yaşlı-genç her yaştan ve her tabakadan Müslümana, “Bütün yaptıklarını gören, bilen ve duyan Allah Azze ve Celle var. Ona göre yaşa!” der. Kişinin ağzı, kulağı gibi gözünü de temizler. Oruç tutarken bütün organlar da oruca tutunur. Göz, “Gör beni!” diyen kadının tuzağından oruçla korunur.

Rüşveti Alan da, Veren de Ateşte

Allah Rasûlü’nün ﷺ “Rüşveti alan da, veren de Cehennemdedir.[16]ya da “Her ikisine de Allah lanet etsin.[17] buyruklarına rağmen mümin olduğu iddiasında olan kaç âmir, kaç memur vardır ki rüşvet alır ya da verir… Rüşvetçi için tek müeyyide, birinin onu görmesidir. Gören ve dolayısıyla da hesabını soracak kimse yoksa, rüşvetçi parayla imar planlarını değiştirir, birinin arsasını diğerine kaydırır. Millet malını israf eder. İhaleleri ehliyetsiz ve liyâkatsiz ellere teslim eder. Rüşvetçi, Ramazan-ı Şerîf’te otuz gün yemez, içmez oruç tutarsa, “Allah Azze ve Celle seni de görüyor.” anlayışı onda zamanla bir melekeye dönüşür. Bayram’da böyle bir şuura sahip olmasını kutlar. Şevval Ayı’nda insanlar yine yüksek meblağlarla rüşvetçinin yanına gelir. Tekliflerini sunarlar. Madde planında rüşveti almaya müsait bir ortam da vardır. Fakat bu defa elinin tersiyle iter rüşveti; onlara da dönüp, “Bu yaptığınız hem Cehennem’e girmenize sebep, hem de çalışıp üretmenize engel.” der. 

İstediğinizi yapın. Allah Azze ve Celle muhakkak ki yaptıklarınızı görmektedir.[18] âyet-i kerîmesi her yönden kuşatır mümini. Milletin malına elini uzatmaz, namusuna da gözünü dikmez.

Büyük Değişim 

Nasipsiz bir oruçlu; zulmeder, yalan konuşur, yetim malı yer, söz taşır, aileleri parçalar, fitne ateşinin her nevisine üfürür, sonrada kenara çekilip olanları seyrederse Ramazan-ı Şerîfte sadece açlık çekmiş olur. Ne var ki acıkıp, susadığı yapayalnız mekanlarda, “Oruç Allah’ın emri, kimseler görmese de O görüyor ya!” der ve kendine sahip olursa hayatında büyük bir değişim başlar. Şevval Ayı’nda yine yapayalnız olduğu anlarda bir imza ile milyonları hesabına geçirecek fırsatlar önüne geldiğinde, “Allah görüyor!” der ve haramdan uzak durur. Geçmiş günahları için hüzünlenir, gözyaşı döker.

Nasipsiz ise, bir fakir geldiğinde “Utanmıyor musun dilenmeye?” diye onu azarlar, geri gönderir. Lakin iktidar çevresinden birileri “Şuraya yardım yap.” dediğinde “Tabiki Efendim!” diye baş eğer, büyük miktarlar verir, “büyük hayırsever” diye sahnelerde plaket alır, gazetelerde haberi ve “teşekkür” ilanları yayımlanır.

Mal da Senin, Mülk de Yâ Rabbi!

Ramazan’da mümine oruç aşısı vurulur; onunla değişir, bu yüzden sahnelerde plaket alıp arz-ı endam etmekten hayâ eder. “Mal senin, mülk senin, kullar da senin. O hâlde emanetçi olarak ben nasıl olur da sahnelerde arz-ı endam ederim Ya Rabbi!” der. Sadakayı sadece Allah Azze ve Celle’nin rızasını kazanmak için verir. Veremiyorsa, fukarâya güzel söz söyler.

Ramazan küresel arınma mevsimidir. Mümin, insanı dünyaya bağlayan her ne varsa ondan arınmak, muttakiler kadrosuna dahil olmak için oruç tutar. Arınan ruh, “insanların en cömerti” olan Allah Rasûlü ﷺ ile irtibat kurar. İşte o zaman orucun sırrına erer. İşte o zaman oruç, geçmiş bütün günahların affına vesile olur.[19] Şekil ve sûret boyutuna hapsedilen bir orucun sahibi ise Allah Rasûlü’nün ﷺ şu uyarısına muhatap olur:   “Kim, yalan sözü ve onunla amel etmeyi terk etmezse, Allah’ın onun yemesini ve içmesini terk etmesine ihtiyacı yoktur.[20]

* * *


[1]   Bakara, 2/183: ﻳَٓﺎ ﺍَﻳُّﻬَﺎ ﺍﻟَّﺬِﻳﻦَ ﺍٰﻣَﻨُﻮﺍ ﻛُﺘِﺐَ ﻋَﻠَﻴْﻜُﻢُ ﺍﻟﺼِّﻴَﺎﻡُ ﻛَﻤَﺎ ﻛُﺘِﺐَ ﻋَﻠَﻰ ﺍﻟَّﺬِﻳﻦَ ﻣِﻦْ ﻗَﺒْﻠِﻜُﻢْ ﻟَﻌَﻠَّﻜُﻢْ ﺗَﺘَّﻘُﻮﻥَ

[2]   Buhârî, Savm, 30, H. No: 1904: الصِّيَامُ جُنَّةٌ لِلصَّائِمِ ، فَرْحَتَانِ يَفْرَحُهُمَا ؛ إِذَا أَفْطَرَ فَرِحَ بِفِطْرِهِ ، وَإِذَا لَقِيَ رَبَّهُ فَرِحَ بِصَوْمِهِ

[3]   Fussilet, 41/40: ﺍِﻥَّ ﺍﻟَّﺬِﻳﻦَ ﻳُﻠْﺤِﺪُﻭﻥَ ﻓِٓﻰ ﺍٰﻳَﺎﺗِﻨَﺎ ﻟﺎَﻳَﺨْﻔَﻮْﻥَ ﻋَﻠَﻴْﻨَﺎ  ﺍَﻓَﻤَﻦْ ﻳُﻠْﻘٰﻰ ﻓِﻰ ﺍﻟﻨَّﺎﺭِ ﺧَﻴْﺮٌ ﺍَﻡْ ﻣَﻦْ ﻳَﺎْﺗِٓﻰ ﺍٰﻣِﻨًﺎ ﻳَﻮْﻡَ ﺍﻟْﻘِﻴٰﻤَﺔِ  ﺍِﻋْﻤَﻠُﻮﺍ ﻣَﺎﺷِﺌْﺘُﻢْ  ﺍِﻧَّﻪُ ﺑِﻤَﺎ ﺗَﻌْﻤَﻠُﻮﻥَ ﺑَﺼِﻴﺮٌ

[4]   Nûr, 24/ 30: ﻗُﻞْ ﻟِﻠْﻤُﻮْٔﻣِﻨِﻴﻦَ ﻳَﻐُﻀُّﻮﺍ ﻣِﻦْ ﺍَﺑْﺼَﺎﺭِﻫِﻢْ ﻭَﻳَﺤْﻔَﻈُﻮﺍ ﻓُﺮُﻭﺟَﻬُﻢْ  ﺫٰﻟِﻚَ ﺍَﺯْﻛٰﻰ ﻟَﻬُﻢْ  ﺍِﻥَّ ﺍﻟﻠّٰﻪَ ﺧَﺒِﻴﺮٌ ﺑِﻤَﺎ ﻳَﺼْﻨَﻌُﻮﻥَ

[5]   Ebû Dâvud, Nikâh, 12: يَا عَلِيُّ! لا تُتْبِعِ النَّظْرَةَ النَّظْرَةَ؛ فَإِنَّ لَكَ الْأُولَى، وَلَيْسَتْ لَكَ الآخِرَةُ

[6]   Bakara, 2/ 183: ﻳَٓﺎ ﺍَﻳُّﻬَﺎ ﺍﻟَّﺬِﻳﻦَ ﺍٰﻣَﻨُﻮﺍ ﻛُﺘِﺐَ ﻋَﻠَﻴْﻜُﻢُ ﺍﻟﺼِّﻴَﺎﻡُ ﻛَﻤَﺎ ﻛُﺘِﺐَ ﻋَﻠَﻰ ﺍﻟَّﺬِﻳﻦَ ﻣِﻦْ ﻗَﺒْﻠِﻜُﻢْ ﻟَﻌَﻠَّﻜُﻢْ ﺗَﺘَّﻘُﻮﻥَ

[7]   Yûsuf, 12/ 31: ﻓَﻠَﻤَّﺎ ﺳَﻤِﻌَﺖْ ﺑِﻤَﻜْﺮِﻫِﻦَّ ﺍَﺭْﺳَﻠَﺖْ ﺍِﻟَﻴْﻬِﻦَّ ﻭَﺍَﻋْﺘَﺪَﺕْ ﻟَﻬُﻦَّ ﻣُﺘَّﻜَﺎً ﻭَﺍٰﺗَﺖْ ﻛُﻞَّ ﻭَﺍﺣِﺪَﺓٍ ﻣِﻨْﻬُﻦَّ ﺳِﻜِّﻴﻨًﺎ ﻭَﻗَﺎﻟَﺖِ ﺍﺧْﺮُﺝْ ﻋَﻠَﻴْﻬِﻦَّ  ﻓَﻠَﻤَّﺎ ﺭَﺍَﻳْﻨَﻪُٓ ﺍَﻛْﺒَﺮْﻧَﻪُ ﻭَﻗَﻄَّﻌْﻦَ ﺍَﻳْﺪِﻳَﻬُﻦَّ ﻭَﻗُﻠْﻦَ ﺣَﺎﺵَ ﻟِﻠّٰﻪِ ﻣَﺎ ﻫٰﺬَﺍ ﺑَﺸَﺮًﺍ  ﺍِﻥْ ﻫٰﺬَٓﺍ ﺍِﻟﺎَّ ﻣَﻠَﻚٌ ﻛَﺮِﻳﻢٌ

[8]   Yûsuf, 12/23: ﻭَﺭَﺍﻭَﺩَﺗْﻪُ ﺍﻟَّﺘِﻰ ﻫُﻮَ ﻓِﻰ ﺑَﻴْﺘِﻬَﺎ ﻋَﻦْ ﻧَﻔْﺴِﻪِ ﻭَﻏَﻠَّﻘَﺖِ ﺍﻟْﺎَﺑْﻮَﺍﺏَ ﻭَﻗَﺎﻟَﺖْ ﻫَﻴْﺖَ ﻟَﻚَ  ﻗَﺎﻝَ ﻣَﻌَﺎﺫَ ﺍﻟﻠّٰﻪِ ﺍِﻧَّﻪُ ﺭَﺑِّٓﻰ ﺍَﺣْﺴَﻦَ ﻣَﺜْﻮَﺍﻯَ  ﺍِﻧَّﻪُ ﻟﺎَ ﻳُﻔْﻠِﺢُ ﺍﻟﻈَّﺎﻟِﻤُﻮﻥَ

[9]   Fussilet, 41/40: ﺍِﻥَّ ﺍﻟَّﺬِﻳﻦَ ﻳُﻠْﺤِﺪُﻭﻥَ ﻓِٓﻰ ﺍٰﻳَﺎﺗِﻨَﺎ ﻟﺎَﻳَﺨْﻔَﻮْﻥَ ﻋَﻠَﻴْﻨَﺎ  ﺍَﻓَﻤَﻦْ ﻳُﻠْﻘٰﻰ ﻓِﻰ ﺍﻟﻨَّﺎﺭِ ﺧَﻴْﺮٌ ﺍَﻡْ ﻣَﻦْ ﻳَﺎْﺗِٓﻰ ﺍٰﻣِﻨًﺎ ﻳَﻮْﻡَ ﺍﻟْﻘِﻴٰﻤَﺔِ  ﺍِﻋْﻤَﻠُﻮﺍ ﻣَﺎﺷِﺌْﺘُﻢْ  ﺍِﻧَّﻪُ ﺑِﻤَﺎ ﺗَﻌْﻤَﻠُﻮﻥَ ﺑَﺼِﻴﺮٌ

[10]   A’râf, 7/201:  ﺍِﻥَّ ﺍﻟَّﺬِﻳﻦَ ﺍﺗَّﻘَﻮْﺍ ﺍِﺫَﺍ ﻣَﺴَّﻬُﻢْ ﻃَٓﺎﺋِﻒٌ ﻣِﻦَ ﺍﻟﺸَّﻴْﻄَﺎﻥِ ﺗَﺬَﻛَّﺮُﻭﺍ ﻓَﺎِﺫَﺍ ﻫُﻢْ ﻣُﺒْﺼِﺮُﻭﻥَ

[11]   Rahmân, 55/ 46: ﻭَﻟِﻤَﻦْ ﺧَﺎﻑَ ﻣَﻘَﺎﻡَ ﺭَﺑِّﻪِ ﺟَﻨَّﺘَﺎﻥِ

[12]   İbn Asâkîr, Ebu’l-Kasım Ali b. Hasen b. Hibetillah ed-Dimeşkî, Târîh-u Dimeşk, Dâru’l-Fikr, 1995, c. 45, s. 450.

[13]   Ankebût, 29/ 45: ﺍُﺗْﻞُ ﻣَٓﺎ ﺍُ ﻭﺣِﻰَ ﺍِﻟَﻴْﻚَ ﻣِﻦَ ﺍﻟْﻜِﺘَﺎﺏِ ﻭَﺍَﻗِﻢِ ﺍﻟﺼَّﻠٰﻮﺓَ  ﺍِﻥَّ ﺍﻟﺼَّﻠٰﻮﺓَ ﺗَﻨْﻬٰﻰ ﻋَﻦِ ﺍﻟْﻔَﺤْﺸَٓﺎﺀِ ﻭَﺍﻟْﻤُﻨْﻜَﺮِ  ﻭَﻟَﺬِﻛْﺮُ ﺍﻟﻠّٰﻪِ ﺍَﻛْﺒَﺮُ  ﻭَﺍﻟﻠّٰﻪُ ﻳَﻌْﻠَﻢُ ﻣَﺎﺗَﺼْﻨَﻌُﻮﻥَ

[14]   Bakara, 2/183: ﻳَٓﺎ ﺍَﻳُّﻬَﺎ ﺍﻟَّﺬِﻳﻦَ ﺍٰﻣَﻨُﻮﺍ ﻛُﺘِﺐَ ﻋَﻠَﻴْﻜُﻢُ ﺍﻟﺼِّﻴَﺎﻡُ ﻛَﻤَﺎ ﻛُﺘِﺐَ ﻋَﻠَﻰ ﺍﻟَّﺬِﻳﻦَ ﻣِﻦْ ﻗَﺒْﻠِﻜُﻢْ ﻟَﻌَﻠَّﻜُﻢْ ﺗَﺘَّﻘُﻮﻥَ

[15]   Buhârî, Nikâh, 2-3; Müslim, Nikâh, 1-3: يَا مَعْشَرَ الشَّبَابِ! مَنِ اسْتَطَاعَ مِنْكُمُ الْبَاءَةَ فَلْيَتَزَوَّجْ، فَإِنَّهُ أَغَضُّ لِلْبَصَرِ، وَأَحْصَنُ لِلْفَرْجِ، وَمَنْ لَمْ يَسْتَطِعْ فَعَلَيْهِ بِالصَّوْمِ؛ فَإِنَّهُ لَهُ وِجَاءٌ

[16]   et-Taberânî, Süleyman b. Ahmed b. Eyyûb, el-Mu’cemu’l-Evsat, H. No: 2026: الرَّاشِي وَالْمُرْتَشِي فِي النَّارِ

[17]   İbn Hibbân, es-Sahîh, H. No: 5076:  لَعَنَ اللّهُ الراشي والمرتشي

[18]   Fussilet, 41/40: ﺍِﻥَّ ﺍﻟَّﺬِﻳﻦَ ﻳُﻠْﺤِﺪُﻭﻥَ ﻓِٓﻰ ﺍٰﻳَﺎﺗِﻨَﺎ ﻟﺎَﻳَﺨْﻔَﻮْﻥَ ﻋَﻠَﻴْﻨَﺎ  ﺍَﻓَﻤَﻦْ ﻳُﻠْﻘٰﻰ ﻓِﻰ ﺍﻟﻨَّﺎﺭِ ﺧَﻴْﺮٌ ﺍَﻡْ ﻣَﻦْ ﻳَﺎْﺗِٓﻰ ﺍٰﻣِﻨًﺎ ﻳَﻮْﻡَ ﺍﻟْﻘِﻴٰﻤَﺔِ  ﺍِﻋْﻤَﻠُﻮﺍ ﻣَﺎﺷِﺌْﺘُﻢْ  ﺍِﻧَّﻪُ ﺑِﻤَﺎ ﺗَﻌْﻤَﻠُﻮﻥَ ﺑَﺼِﻴﺮٌ

[19]   Buhârî, İman, 35: مَنْ صَامَ رَمَضَانَ إِيمَانًا وَاحْتِسَابًا غُفِرَ لَهُ مَا تَقَدَّمَ مِنْ ذَنْبِهِ

[20]   Buhârî, Savm, 8: مَنْ لَمْ يَدعْ قَوْلَ الزُّورِ والعمَلَ بِهِ فلَيْسَ للَّهِ حَاجةٌ في أَنْ يَدَعَ طَعامَهُ وشَرَابهُ

Yazar Hakkında

İhsan Şenocak

Yorum Ekle

İhsan Şenocak

Hakkında

1974 yılında Samsun’da dünyaya geldi. İlkokuldan sonra hafızlık yaptı. 1994’te Samsun İmam Hatip Lisesi’nden 99’da Ondokuzmayıs Üniversitesi İlahiyat Fakültesi’nden mezun oldu. Okul yıllarında muhalled usulde İslâmî ilimler okudu. 2002’de Diyanet İşleri Başkanlığı İstanbul Haseki Eğitim Merkezi’ni bitirdi. 2004 yılında OMÜ İlahiyat Fakültesi İslâm Hukuku Anabilim Dalında “İslâm Hukuku’nda Taklit” konulu teziyle yüksek lisans yaptı. Aynı fakültede “İslâm Hukuku’nda Örfün Hükümlere Etkisi” adlı tezini tamamlayarak doktor oldu.