EZAN İSLÂM’IN MANİFESTOSUDUR

E

Kimi çan çalar, kimi de boruya üfler. Müslümanlarsa varoluşlarını “Ezan”la ilan eder; bir beldenin İslâm’a aidiyetini Ezan’la söze döker. Ezan yalnızca namaza çağrı değildir; onlara günde beş defa İslâm’ın ne olup ne olmadığını, insanların nereden gelip nereye gittiğini, nasıl inanır ve yaşarlarsa saadete ereceklerini de anlatır.

Ezan, İslâm’ın manifestosudur; zafer anıtı mesabesinde olan minarelerden yükselen varoluş bestesidir. Ezan’da “Allâh-u Ekber” ve “Eşhedü en ilâhe illallah” tevhidi, “Eşhedü enne Muhammeden Rasûlüllah” nübüvveti, “Hayye ale’s-Salâh” ibadeti, “Hayye ale’l-Felâh” saadeti, sonunda tekrar edilen tekbir ve kelime-i tevhid ise ezandaki bütün mânaları te’kid mesabesindedir.  Ezan, günde beş defa bütün insanlığa şöyle hitap eder: Allah’a ﷻ ve Rasûlü’ne ﷺ iman eder, namazı kılar ve sair ibadetleri de eda ederseniz Allah Azze ve Celle size “felah” ihsan edecek. Nitekim Müslümanlar en huzurlu cemiyet yapılarını, camileri lebaleb doldurduğu zamanlarda tesis etmişti.  

Ezan Okunurken

İslâm mahallesinde Ezan okunurken bütün bir hayat durur; muallim dersi, kumandan talimi, esnaf işi, çiftçi kazmayı bırakır. Müminler ellerinde her ne uğraşı varsa onu terk eder, Ezan’ı dinler, onun ifadelerini tekrar eder. Su Ezan’la akar, kuş ona eşlik eder, hayat onunla yürür, insanlar sokakları onu duyunca doldurur, camiler Ezan’la şehrâyine erer, müminler Ezan’la ictima olur.

Ezan Gençlere Ne Söyler?!

Sokakta yürürken gözü harama değen bir gence Ezan, “Allah ﷻ o gözü sana harama bakıp âsi olman için değil helâle bakıp tefekkür etmen için ihsan etti. Allah ﷻ insanı gâyesiz yaratmaktan münezzehtir. O halde gözlerinle isyana değil, kulluğa hazırlan.” der.

Neden Dört Tekbir?

Ezan dört tekbirle başlayarak Allah Azze ve Celle’nin azametini kulların yüreklerine nakşeder. Bir tekbirden gafil olan diğerini, ondan gafil olan sonrakini, onu da idrâkten mahrum olan sonuncusunu anlar; onunla uyanır.

Ezan, Allah Azze ve Celle’nin Azametinin İlanıdır

Allahu Ekber, “Ezan’da bildirilen manalar sıradan bir otoriteye değil, yerlerin ve göklerin sahibi Allah Azze ve Celle’ye aittir. Mahşer Günü hesap başladığında dünyada kendi iradesiyle O’nun ﷻ hükümlerine göre yaşamayanlara hiçbir güç Rabbu’l-Âlemîn’e rağmen şefaat edemez.” der.

Allahu Ekber, mümine, “azametinde ve kudretinde sınır olmayan Allah Azze ve Celle, birgün seni de yaptıklarından ve yapman gerekirken terkettiklerinden dolayı hesaba çekecek. O gün kaçma, Allah’tan başka bir güce sığınma imkanın yoktur!”der.

Ezan Esnafa Ne Söyler?!

Allah-u Ekber, Ezan vakti iş görüşmesi yapan, “Şimdi camiye gidip bu müşteriyi kaçırmayayım. Namazı daha sonra da kılarım.” diye düşünen bir esnafa, rızıkların takdirinin Allah’ın ﷻ tasarrufunda olduğunu, muttakî kullarına hesap etmediği noktalardan rızık takdir ettiğini; insanların “hayır” gibi gördüğü şeylerde “şer”, şer zannettiklerinde de hayır olabileceğini söyler.

Ezan’dan Genç Adama

Dünyayı, Allahu Ekber’in gösterdiği yoldan yürüyerek katedersen bir nimete ulaştığında şaşırmaz, şımarmaz, harama kaymaz, isyana dalmaz, Mün’im olan Rabbini daha çok ta’zim edersin.

Allah Azze ve Celle, ölçü kabul etmez bir mikyasta büyük gördüğün her şeyden daha büyüktür. O hâlde iş görüşmeni, amirin sözüne ittibadaki aşırı ölçüyü bırakıp Ezan’ı dinle, sonraki ibarelerini tekrar et.

Ezan, onu duyan bütün müminleri kuşatan bir uyanış çağrısıdır. Ezan; bağda, bahçede çalışana, “Haydi Allahu Ekber’in hayatımızda tecellisi için sen de çalış.” der. 

Allahu Ekber kişinin yalnızca Allah’ı ta’zim ettiğini ikrardır. Toprağa düşen tohumdan çiçekleri, bitkileri, ağaçları çıkaran, yediren, içiren, olduran, öldüren Rabbu’l-Âlemîn’in her şeye kâdir olduğunu ilan etmektir.

Allah, Ekber’dir

Allah ﷻ, Ekber olduğundan kâinât muhteşem bir nizama sahiptir. Esmâ’sı hüsna, kudreti sınırsızdır. İnsan bazen bir ton tohum atar toprağa, birkaç kilo ürün alır. O ﷻ murad ettiğinde ise bir taneden yedi yüz buğday çıkarır.

Ezan, her amire bir gün fani olacağını, “amir-i mutlak” olanın ise  Allah ﷻ olduğunu, dilediği zaman, dilediği yerde, dilediği gibi kulun işlerine yön vereceğini, kerhen de olsa emrine boyun eğdireceğini söyler.

Ezan memura, memuriyetin ubudiyete vasıta olduğunu, Allah’a ﷻ isyan olan yerde kula itaat edilmeyeceğini söyler. Bu yüzden Müminler, memuriyetle ubudiyet arasında tercihe zorlandıklarında tereddüt etmeden ubudiyete meyleder. 

Ezan’ın Ebeveyne Mesajı

Ezan, çocuklarının yarınları için çalışan, “benim çektiklerimi yavrum da çekmesin” duygusuyla hareket eden, yavrusunun dünyasını imar ederken Ahiretini ihmal eden babalara, “Planlarınızı Allah’a ﷻ göre revize edin! Unutmayın ki, zafer Allah’la ﷻ beraber olanlarındır.” der.

Allahu Ekber, evlenme çağına gelen bir kız, elbisesindeki söküğü dikemediğinde, “bunu nasıl bir anne baba yetiştirdi.” diye aşağılanır endişesiyle onu dikiş-nakış kursuna gönderen annelere, “Allah ﷻ ve Rasül buyruğuna göre yetişmeyen, teberrücü hayat tarzı kabul eden kızlarınız sizi  hem dünyada hem de Allah’ın ﷻ huzurunda mahcup edecek, der.

Allahu Ekber, mümine der ki: “Aile nizamını, dünyanın içine Ahiret’i koyan bir iradeyle yeniden tanzim et! En ideal aile düzeni ve çocuk terbiye sistemi yalnız Allah’a ﷻ aittir!”

Ezan, patrona der ki: “İşletmenin merkezine ticaretin helal, faizin haram olduğu anlayışını koymazsan maddede kazansan da kaybedecek, varlıkta yokluk yaşayacak, ezenlerin safında yer almanın bedelini faiz baronlarının altında ezilerek ödeyeceksin!”

Allahu Ekber, çalışana, “Aldığın ücretin hakkını ödemez, kameranın görmediği kör noktalarda mesai saatinde keyif yaparsan, her şeyi gören ve bilen Allah ﷻ tarafından sırat köprüsünde durdurulabilirsin!” der.

Medine Ruhunda Ezan

Kur’an-ı Kerim müminlere kâfir bir toplulukla karşılaştıklarında sebat gösterip Allah’ı ﷻ zikretmelerini emreder[1]. Sahabe de bu ruhla Medine’den çıktı. Hayber’e Tekbir sesleriyle yürüdü. Tebük yollarında sabrıyla anıtlaştı. Tekbirle çölleri, nehirleri aştı, devletleri tarihten sildi. Sasani İmparatorluğu’nun sarayına giren sahabe sebatla ve zikirle zafere ulaştı. İslam orduları, büyük zaferleri hep azken kazandı. Düşman üzerine Ezan-ı Muhammedi’nin ilk cümlesi olan “Allahu Ekber”le yürüdü.

Sahabe ve Ezan

Sahabe ve onların yollarında gidenler Ezan’daki manaya bütün yürekleriyle inandı, dilleriyle okudu, elleriyle hayata taşıdı. Kılıçları gibi kalemleri de Allahu Ekber’in zaferine şahitlik etti; faizle savaşıp haramı hayattan tecrit etti. Allah’ın ﷻ dinine yardım etmenin mükafatına madde ve mana cephesinde nail oldu.

Hülasa

Sonra her hakikatimiz gibi Ezan da manasını kaybetti. O da bir şekle, bir surete hapsoldu. Dil, kalple olan irtibatını yitirdi. Her gün onlarca defa Allahu Ekber diyen müminler helallere göre yaşamak ve haramlardan uzak durmak noktasında, “Hayatın gerçekleri bizi haramlara dalmaya, helal olanları da bırakmaya sevk etti.” dedi; faiz aldı, faiz verdi. Beş vakit namaz kılan adam, içerisinde barı, diskosu olan oteller yaptı. Lâdînîler gibi Müslümanlar arasında da kadın-erkek karışık ortamlar ihdas edildi. Mahremiyet çiğnendi. Anneler kızlarına, “Ben çok yoruldum, sen yorulma! Şimdi haramı düşünme vakti değil. Onlar eskidendi. Kocana muhtaç olma. Görev kutsaldır. Payına İstanbul’dan Erzurum’a gitmek düştüyse gideceksin, çalışacaksın, ayaklarının üzerinde duracaksın.” dedi. Bazı erkekler evliliği bir aile inşa etmekten ziyade bir şirket kurmak olarak gördü. Lakin adam birlikte kazanılan parayı müstebid bir iradeyle yönetmeye kalkınca eşinden itiraz geldi. Şirket ortağı olarak aldığı hanımına, nafakasını temin ettiği eşi gibi davranınca, kadın kendisini aldatılmış, hissetti. Nihayet taraflar soluğu mahkeme kapısında aldı. Allahu Ekber minareden çarşıya, sokaktan mağazaya, mektepten devlete taşınamadı. Bu yüzden ezanların sayısı artarken cemaatin adedi düştü.

                               * * *

Allahu Ekber’i kalbiyle de söyleyen azlar, çoklara galip olurken; sadece diliyle söyleyen çoklar, azların önünde yenildi.

Ezan’ı dilimizle söylediğimiz, kalbimizle inandığımız ve mânâsını hayatamıza hakim kıldığımız gün, büyük zannettiğimiz kâfirler gözümüzde küçülücek, Allah Azze ve Celle yolumuzu açacaktır.


[1] Enfâl, 8/45: ‘‘Ey iman edenler! Herhangi bir topluluk ile karşılaştığınız zaman sebat edin ve Allah’ı çokça zikredin ki başarıya erişesiniz.  (ﻳَٓﺎ ﺍَﻳُّﻬَﺎ ﺍﻟَّﺬِﻳﻦَ ﺍٰﻣَﻨُٓﻮﺍ ﺍِﺫَﺍ ﻟَﻘِﻴﺘُﻢْ ﻓِﺌَﺔً ﻓَﺎﺛْﺒُﺘُﻮﺍ ﻭَﺍﺫْﻛُﺮُﻭﺍ ﺍﻟﻠّٰﻪَ ﻛَﺜِﻴﺮًﺍ ﻟَﻌَﻠَّﻜُﻢْ ﺗُﻔْﻠِﺤُﻮﻥ)

Yazar Hakkında

İhsan Şenocak

Yorum Ekle

İhsan Şenocak

Hakkında

1974 yılında Samsun’da dünyaya geldi. İlkokuldan sonra hafızlık yaptı. 1994’te Samsun İmam Hatip Lisesi’nden 99’da Ondokuzmayıs Üniversitesi İlahiyat Fakültesi’nden mezun oldu. Okul yıllarında muhalled usulde İslâmî ilimler okudu. 2002’de Diyanet İşleri Başkanlığı İstanbul Haseki Eğitim Merkezi’ni bitirdi. 2004 yılında OMÜ İlahiyat Fakültesi İslâm Hukuku Anabilim Dalında “İslâm Hukuku’nda Taklit” konulu teziyle yüksek lisans yaptı. Aynı fakültede “İslâm Hukuku’nda Örfün Hükümlere Etkisi” adlı tezini tamamlayarak doktor oldu.