HAKK’A VUSLAT, ÜMMET’E SILADIR BAYRAM

H

Gün doğar, yeryüzünü kaplayan karanlık örtü zail olur; zulmet gider, nur gelir, gözler güneşin ziyasıyla çiçeği, çimeni görür. Oruç da güneş gibi bir nurdur; varlığımızı örten karanlık noktaları aydınlatır.

İnsan oruçla arınır, arındıkça özgürleşir; nefsanî kayıtlardan kurtulur. Binbir ilaha köle insan, oruçla sadece Allah’a kul olur. En uzak gurbetler oruçla vuslata döner.

Her iftar, özgür ruhların müebbed gün doğumuna biraz daha yaklaşmasıdır. Bayram sabahı ruh aydınlanır, ufukta tek nokta karanlık kalmaz. Her beldede, her yaştan müslümanın katılımıyla camilerde, namazgâhlarda büyük ictimalar olur ve gün boyu Ramazan mektebi mezunlarına iman, irade ve takva belgeleri dağıtılır. Bu yüzden her müstakîm mümin kemalât için bir Ramazan, bir bayram bekler.

Ramazan Menzili

Allah Rasûlü de ﷺ Receb Ayı girdiğinde, Ramazan menziline varabilmek için, “Allahım! Receb ve Şaban’ı bizim hakkımızda mübarek kıl, bizleri Ramazan-ı Şerîfe de ulaştır.”[1] diye niyazda bulunurdu. Kadim zamanlardan beri minarelere asılan, “Hoş geldin yâ şehr-i ramazan!” mahyaları da bu varışın şükrünü îfa edebilmek içindir.

Ruhun Gurbeti

Ramazan “En Sevgili”ye doğru bir seyir halidir; bayramsa ona varıştır. Bu yüzden sâlik/yolcu, bayramda seyir müddetinde yaşadıklarını geride bırakmanın hüznünü yaşar. Bu, mutlak hüzündür. Eğer sâlik seyr halinde yaşadığı sahur bereketini,[2] iftar sofrasında bekleyişini, saf saf olup teravihle Rabbi’ne yönelişini, mukabelelerdeki halini, her hasenâtın yüzlerce sevapla kıymetlendirildiği mübarek anlardaki sâir ibadetlerini belli semboller olarak anlayıp eda ettiyse, bayram, Ramazan’dan ayrılış olur. Ruh tekrar gurbete düşer. Bu ise, içerisinde hüsran olan bir hüzündür.

Rabbe Likâ, Dosta Sıla

Bayram’da Rabbe “likâ”, dosta “sıla” ile sevinen Müslüman, İslâm Coğrafyası’nın farklı noktalarından gelen ağıtlarla, sevincin onlarca katı bir hüzün de yaşar. Çocuklara, ağlayan annelere, “Kadir Gecesi”nde işgal altındaki İslâm şehirlerindeki camilerde ve sokaklarda yaşanan Müslüman katliamlarına hayıflanır. Direniş cephelerinden an be an dünyaya geçilen, “Bu ümmet Yaratan ve Yöneten bir Allah’a iman etti, bunun için bedel ödemeye hazırdır!” mesajlarıyla teselli bulur.

Serâpâ Huzur

Bayramın diğer yüzü ise serapâ sürûrdur. Çünkü Bayram’da Müslümanlar hürriyetin en güzel muştularını söyler. Orucun küfre ve her nevi öfkeye karşı kalkan[3] olup koruduğu ruh, oruçla güvende olur. Zira ruh, Cennet’in kapılarının sonuna kadar açıldığı, cehenneminkilerin kapandığı, şeytanların zincire vurulduğu bir ayın[4]muhkem surları içindedir.

Dârulaceze’de Merhamet, Arakan’da Kardeşlik

Bütün uzuvlarla tutulan bir Ramazan sonrası yaşanan bayram; Süleymaniye’de ihtişam, Dârulaceze’de merhamet, Arakan’da kardeşlik, Şam’da sabır, Türkistan’dan Mağrib’e uzanan coğrafyada ise yeniden ümmet olmayı arzulamaktır. Yani bayram, İslâm’ın olmayı emrettiği her noktada onun tayin ettiği ölçüler dahilinde inisiyatif almaktır.

Kadın Erkek Herkes Musallâda

Bayram sabahı yeryüzü, en doğudan başlayarak batıya doğru güneş karşısında bir meşhed gibi açılan namaz saflarına ve Müslüman sevincine tanıklık eder. Normal zamanlarda olmaması gerekenler de yer alır bu meşhedde. Bayram sevincine kimlerin, ne sûrette şahit olacağı hususunda Ümm-ü Atiyye’nin  Allah Rasûlü’nden ﷺ yaptığı nakle göre fazla elbisesi olanlar olmayanlara verecek; ergenliğe yaklaşan genç kızlar, özel hallerindeki kadınlar, evlerine kapanmış olanlar da Bayram namazı için musallâya çıkacak.[5]Bir farkla ki özel hallerinde olanlar namaz kılmadan safların en arkalarında durup bu en güzel hayra ve duaya şahit olur.[6] Bayram sabahı bu büyük sevinç Doğu Türkistan’da başlar sırasıyla İslâmâbad, Kabil, Bağdat, Şam, Mekke ve İstanbul’da yaşanıp Saraybosna’dan ötelere gider.

Bayram sürûrdur. Çünkü Bayram sabahında camiler, farklı dil ve renkleri olduğu gibi âlimle cahili, hamalla iş adamını aynı safta buluşturur. İnsan, uzun zaman görmediği ya da görmek istemediği kişiyle de aynı mekânı paylaşır. Sağında ya da solunda farklı sebeplerle kendine en uzak gördüğü insanlar da vardır ve onlara, “es-selâmu aleyküm…” der. Evs’le Hazrec’i, Muhacir’le Ensar’ı, siyahla beyazı birleştiren ilâhî irade, her bayram sabahı yeniden tecelli eder: “Sen yeryüzünde olan her şeyi infak etseydin, yine de onların gönüllerini birleştiremezdin, fakat Allah, onların aralarını bulup kaynaştırdı.[7]

Bayram sabahı camiler, Menâha’daki Peygamber ﷺ musallâsına benzer. En önde erkekler, sonra çocuklar ve en arkada kadınlar… Melekler de bu saflara tanık olmak için yeryüzüne iner. Gün boyu gelir giderler… Aslında onlar Hz. Âdem  daha yokken varlığımızın kirli noktalarına bakıp hilafetimize şöyle diyerek şerh düşmüşlerdi: “Bizler seni hamdinle tesbih ve takdis ederken yeryüzünde fesat çıkaracak, orada kan dökecek insanı mı halife kılacaksın?[8]Sonra Kur’ân-ı Kerîm halkalarında, Bayram namazı saflarında ruhlarımızın arınmış bölgelerine baktılar ve ilâhî huzura varıp, yeryüzüne inip Âdemoğlu’nu görmek, onunla aynı havayı soluklamak için izin istediler.[9] Hâdise, insanın kendiyle birlikte taşıdığı meniye önce necaset gözüyle bakması, ete ve kemiğe bürünüp çocuğu olunca da onu canından bir parça kabul edip en sevgili görmesine benziyor.

Hz. İbrahim  kendisine gelen meleklere, selâmlaşmadan sonra kızartılmış bir buzağı takdim etmişti.[10] Bayram sabahı müminler de meleklere, içerisinde her nevi ibadetin yer aldığı Ramazaniyelerini yanık bir yürek, münkesir bir gönülle en yüce huzura ulaştırılmak üzere teslim ederler. Onlar, bizim adımıza yerden göklere “yaşanan İslâm’ın” haberini taşırlar. İşte Bayram o zaman enfüste ve âfâkta anlamına ulaşır ve işte o zaman müminler şu âyete muhatap olur: “Allah’ın lütfu ve rahmetiyle, işte bunlarla sevinsinler.[11]

* * *


[1]   et-Taberânî, a.g.e., H. No: 3939.

[2]   Müslim, Sıyâm, 45: ” عنْ أَنسٍ رَضِيَ اللَّه عَنْهُ قال : قال رسولُ اللَّهِ صَلّى اللهُ عَلَيْهِ وسَلَّم : « تَسَحَّرُوا فَإِنَّ في السُّحُورِ بَركَةً » متفقٌ عليه / Sahur yapınız, zira sahurda bolluk-bereket vardır.”

[3]   Müslim, Sıyâm, 30.

[4]    Müslim, Sıyâm, 1: وعنهُ رضيَ اللَّهُ عنهُ ، أَنَّ رسولَ اللَّهِ صَلّى اللهُ عَلَيْهِ وسَلَّم قالَ : « إِذا جَاءَ رَمَضَانُ ، فُتِّحَتْ أَبْوَابُ الجنَّةِ ، وغُلِّقَت أَبْوَابُ النَّارِ ، وصُفِّدتِ الشياطِينُ » متفقٌ عليه

[5]  Kadınların Bayram namazı ve Teravîh haricinde camiye gidip gitmemeleriyle ilgili bkz. Şenocak, İhsan, Kadın, Cami ve Özgürlük (İslâm’ın Kızına  kitabının içinde, Hüküm Kitap, İstanbul, 2017).

[6]  Müslim, Salâtu’l-Îdeyn, 2.

[7]   Tevbe, 8/ 63: وَاَلَّفَ بَيْنَ قُلُوبِهِمْ لَوْ اَنْفَقْتَ مَا فِى الْاَرْضِ جَمٖيعًا مَا اَلَّفْتَ بَيْنَ قُلُوبِهِمْ وَلٰكِنَّ اللّٰهَ اَلَّفَ بَيْنَهُمْ اِنَّهُ عَزٖيزٌ حَكٖيمٌ

[8]   Bakara, 2/ 30: ﻭَﺍِﺫْ ﻗَﺎﻝَ ﺭَﺑُّﻚَ ﻟِﻠْﻤَﻠٰٓﺌِﻜَﺔِ ﺍِﻧِّﻰ ﺟَﺎﻋِﻞٌ ﻓِﻰ ﺍﻟْﺎَﺭْﺽِ ﺧَﻠِﻴﻔَﺔً  ﻗَﺎﻟُٓﻮﺍ ﺍَﺗَﺠْﻌَﻞُ ﻓِﻴﻬَﺎ ﻣَﻦْ ﻳُﻔْﺴِﺪُ ﻓِﻴﻬَﺎ ﻭَﻳَﺴْﻔِﻚُ ﺍﻟﺪِّﻣَٓﺎﺀَ  ﻭَﻧَﺤْﻦُ ﻧُﺴَﺒِّﺢُ ﺑِﺤَﻤْﺪِﻙَ ﻭَﻧُﻘَﺪِّﺱُ ﻟَﻚَ  ﻗَﺎﻝَ ﺍِﻧِّٓﻰ ﺍَﻋْﻠَﻢُ ﻣَﺎﻟﺎَ ﺗَﻌْﻠَﻤُﻮﻥَ

[9]   Kadr, 97/4: ﺗَﻨَﺰَّﻝُ ﺍﻟْﻤَﻠٰٓﺌِﻜَﺔُ ﻭَﺍﻟﺮُّﻭﺡُ ﻓِﻴﻬَﺎ ﺑِﺎِﺫْﻥِ ﺭَﺑِّﻬِﻢْ  ﻣِﻦْ ﻛُﻞِّ ﺍَﻣْﺮٍ 

[10]   Hûd, 11/69: ﻭَﻟَﻘَﺪْ ﺟَٓﺎﺀَﺕْ ﺭُﺳُﻠُﻨَٓﺎ ﺍِﺑْﺮٰﻫِﻴﻢَ ﺑِﺎﻟْﺒُﺸْﺮٰﻯ ﻗَﺎﻟُﻮﺍ ﺳَﻠﺎَﻣًﺎ  ﻗَﺎﻝَ ﺳَﻠﺎَﻡٌ  ﻓَﻤَﺎ ﻟَﺒِﺚَ ﺍَﻥْ ﺟَٓﺎﺀَ ﺑِﻌِﺠْﻞٍ ﺣَﻨِﻴﺬٍ

[11]   Yûnus, 10/58: ﻗُﻞْ ﺑِﻔَﻀْﻞِ ﺍﻟﻠّٰﻪِ ﻭَﺑِﺮَﺣْﻤَﺘِﻪِ ﻓَﺒِﺬٰﻟِﻚَ ﻓَﻠْﻴَﻔْﺮَﺣُﻮﺍ  ﻫُﻮَ ﺧَﻴْﺮٌ ﻣِﻤَّﺎ ﻳَﺠْﻤَﻌُﻮﻥَ

Yazar Hakkında

İhsan Şenocak

Yorum Ekle

İhsan Şenocak

Hakkında

1974 yılında Samsun’da dünyaya geldi. İlkokuldan sonra hafızlık yaptı. 1994’te Samsun İmam Hatip Lisesi’nden 99’da Ondokuzmayıs Üniversitesi İlahiyat Fakültesi’nden mezun oldu. Okul yıllarında muhalled usulde İslâmî ilimler okudu. 2002’de Diyanet İşleri Başkanlığı İstanbul Haseki Eğitim Merkezi’ni bitirdi. 2004 yılında OMÜ İlahiyat Fakültesi İslâm Hukuku Anabilim Dalında “İslâm Hukuku’nda Taklit” konulu teziyle yüksek lisans yaptı. Aynı fakültede “İslâm Hukuku’nda Örfün Hükümlere Etkisi” adlı tezini tamamlayarak doktor oldu.