TARİHİN AKIŞINI DEĞİŞTİRECEK GENCE HİTABE

T

 Hz. Lokman oğluna, ”İstiğfarı dilinden hiç düşürme Yavrum!” diye tembihlerken aslında ona, insanlar arasında Allah’ın rahmetine en muhtaç kul kendini gör, kendi günahlarına ağla diyordu. Bütün nebiler gibi veliler de tuttu Hz. Lokman’ın öğüdünü; elleri buğday, kendilerini saman görürdüler. Şayet duaları, bir eksiği ikmal etmek içinse önce kendileri, bir nimete nailiyet içinse evvela başkaları için niyazda bulundular. “Önce bütün hastalara sonra da bu kuluna şifa ihsan eyle Ya Rabbi!” diye yakardılar. Gayzı derin çukurlara gömdüler, yüreklere muhabbet aşısı yaptılar. Nasihati önce kendi nefislerine sonra muhataplarına yaptılar. Buyurdu ki namsız nişansız veliler: “Düşmanlık edeceksen, seni bütün insanlardan uzaklaştıran, yalnızlaştıran nefsine düşman ol. Eğer bunu başarabilirsen en yakınlarına ya da en uzaklarına düşman olma hastalığından kurtulacak, kin gözünü bürüdüğünde, ‘Ey en mücrimden daha mücrim olan nefsim! Sen varken başkasına adâvette bulunmak, kanseri bırakıp da sivilceyi tedavi etmek gibi olur.’ de.Kızdığında arkadaşına, ‘Allah seni ıslah etsin.’ demek yerine, ‘Ya Rabbi! Önce beni ıslah et ki, ıslahım arkadaşımın da ıslahına vesile olsun.’ şeklinde niyazda bulun. Bir makama gelmek, bir devlete nail olmak için değil, kemale ermek, “İlla da ben” diyen nefsine; sen ıslah olursan ıslah olacak bütün alem.” de.

Bütün Kusurlar Bende

Mazeretlerin ardına sığınma! Yapman gereken bir vazifeyi îfa edemediğinde, “Bütün kusurlar bendedir.” de. Hatalarının telafisi için çareler ara, Allah Teala’dan muvaffakiyet niyaz et. Atın sırtında Medine’den İstanbul’a gelen Ebû Eyyûb el-Ensarî gibi yollara düşüp Allah ve Rasûl davasını anlatamamanın önündeki tek engel kendini gör. “Hani Ümmet nerede?” diye sorma. Olduğun yerde Ümmet’in âl-i himmet sahibi evlatları varsa onlara katıl, yoksa çevrene “Müslümanlar! Toparlanıyoruz.” çağrısında bulun. Diriliş ordusunun ilk neferi sen ol. Seninle, senden başlasın şehrin dirilişi. “Başarıyı şahsi hedeflere ulaşma arzusuyla kıymetlendiren nefsim! Seninle başlayan bu toparlanma akamete uğrarsa baş sorumlu sensin.” de!

Camiye Gömülen Din

Eğer bir camide imam, bir okulda öğretmen, bir dairede memur, bir fabrikada personelsen çevrendekilere, “Neden, paramız daha azken üç-beş km’lik mesafeleri bisikletle kat edip yaptığımız tefsir ya da hadis derslerini her birimizin altında araba olmasına rağmen bugün yapamıyoruz?” diye sor, sonra da nefsine, “Sen başlasaydın, devam ederdi sohbetler.” de.

Mana Planındaki Hedefler

Mevlana’nın fenerle adam araması gibi sen de geceler boyu bütün bu sorunlara çareler ara! Öğrenci iken kendini en diğergam Müslümanlardan görür, her gün yeni bir plan yapar, şöyle bir gelecek tasarlardın: “Klimalı bir arabam olsa bisikletle gidemediğim ders halklarına rıhleler yapar, büyük hocaların sohbetlerine katılır, oradan aldıklarımı arz etmek için evimi medreseye çevirir, liseden üniversiteden gençlerle haftada birkaç defa toplanır, halimizi ve çaremizi konuşurum.” O günden bugüne dünyalıklar için hayli bir mesafe katettin. Amir oldun, patron oldun. Peki mana planındaki hedeflerinde ne kadar başarılı oldun? Talebelik yıllarında, “Paramız olsa daha çok öğrenci evi açar, mecmuanın sayfalarını artırır, daha fazla kitap dağıtır, kır toplantılarını daha fazla organize eder, sahralarda daha fazla diriliş sohbetleri yapar, çadırlarda, yere serili hasırlar üzerinde birkaç saat uyuyarak gece ibadet gündüz de mücahade ederiz.” diye temennilerde bulunurdun. Bugün, dün hayalini kurmaya bile cesaret edemediğin oranda dünyalıklara sahip oldun. İmam-Hatipler yeniden açıldı. Ahiret’in için neler yaptın?

Haberin Var mı Durduğun Yerden?

Dün, İslam’ın evle cami arasına hapsedilmesini en büyük tehlike olarak gören sen, Kur’an-ı Kerim’i çözüm merci olmaktan çıkararak bugün İslam’ın camiye gömülmesine önayak oldun. Haberin var mı durduğun yerden? Okulda ahkâm ayetlerinden bahsettiğinden dolayı, “Devlet düzenini Şeriat’a göre değiştirmekten sabıkalı” bir Müslüman olarak kayda geçmişken bugün Kur’an’ın tarihsel olduğunu, bu yüzden de bir ahlak kitabı olarak görülmesi gerektiğini iddia ediyorsun. Ya da bu iddiaların sahiplerine gazetende köşe, kanalında kürsü veriyorsun. Daha açık bir ifadeyle “Kur’an’ın zaman ölçeği asırlar önce durdu. Şimdi yeni şeyler söylemek lazım!” diyerek Batı’nın eskilerini pazarlayanlarla birlikte yürüyorsun, biliyorsun değil mi?

Ebu Cehil’i Olmayan Şehir

Allah Azze ve Celle’nin iradesinin önünde hiçbir gücün duramayacağını, kimsenin onun kararlarını veto edemeyeceğini unutma! Yapamadıklarının müsebbibi olarak, “Şunlar olmasaydı tamamdı ya da bunların olduğu yerde bu hizmetler yürümez.” deme. Allah Râsulü, “Ya Rabbi Ebu Cehil’in olmadığı bir şehir bulamadın mı da beni Mekke’de peygamber olarak gönderdin?” demedi; üzerine düşeni fazlasıyla yaptı. Allah için sever, Allah için buğz edersen, yığınla kafir, zındık, fasık varken Müslümana buğz etmeye ne vakit bulabilirsin ne de şer’î bir gerekçe.

Masumiyete Düşman, Zulme Taraftar Olma!

Hakperest ol! Irkından, cemaatinden, cemiyetinden yana taraf olma. Eğer taraf olursan, kendi meşrebinden olmayan bir allâmeyi zalim, münafığı hakperest; Allah düşmanını dost, dostunu da düşman görürsün. Taraf olmak sana masum bir adamı cani, caniyi de masum; kâfiri merhametli, müslümanı da gaddar olarak gösterir. Masumiyete düşman, zulme taraftar olma! Kur’an-ı Kerim’i ve Sünnet-i Seniyye’yi umumi manada hayatın bütün sorunlarının çarelerini içeren hakikat olarak yeniden oku. Yahudi Şas b. Kays’la dışardan, münafık Abdullah b. Übeyy’le de içerden İslam’ın Ümmet yapısını dağıtmaya çalışan fitne üslerine karşı “Sadece İslam” de, taviz verme. İdeolojiler anaforuna düşen Müslümanların kurtuluşunun, topyekün Allah’ın ipine sarılıp bâğîye karşı mücadele etmelerinde olduğunu ilan et.

Diz Çök Ey Zorlu Nefis

Mekkeliler bolluk zamanında Hubel’e, kıtlıkta Allah’a dua ederdi. Elleriyle yaptıkları Hubel hasar görünce, ona altından kol takmış, onun şerefine kan dökmüş, can almışlardı. Ne konuşan ne bir fayda sağlayan ne de muhtemel ya da muhakkak bir zararı def etme gücüne sahip olan bir putun önünde halkın en akıllı zannettikleri de secde ederdi. İslam, Hubel’le değil, Hubel’e Mekke’yi mahkum eden anlayışla hesaplaştı. Hamza’yı, Enes b. Nadr’ı, Abdullah b. Cahş’ı ve daha nicesini bu yolda şehid verdi. Sahabe attığı her adımla Allah’ın kudretini, Hubel’in çaresizliğini resmetti. İnsanlara, içlerindeki putları kırmayı, bollukta da darlıkta da Allah’a ibadet etmeyi anlat.

Nefsini Çökertmeden Çağdaş Hubel’leri Kıramazsın!

İslam, yüreklere dokununca en çirkin en güzele, en kötü en iyiye kalb olur. Hind binti Utbe, Allah Rasûlü ve ashabının Mekke’ye girmemesi için önünde diz çöküp yardım istediği putunu fetihten birkaç saat sonra elleriyle kırmıştı. İdeolocyalar ve onların ameleleri önünde eğilen nefsine, “Diz çök ey zorlu nefis, Hakk’ın huzurunda diz çök!” diyebilirsen sen de kalbine içirilen bütün zehirleri kusacak, Ümmet iksirini içecek, sonra da Hind gibi put kıracaksın. Zehri kusmadan iksiri içemez, nefsini çökertmeden çağdaş Hubel’leri kıramazsın.

Mikroplar Serbest, İlaçlar Mahpus

Emperyalizma Arapçılıkla Türkçülüğü, Türkçülükle de Kürtçülüğü besledi. Yahudi ve münafık bloğu Ümmet’i tahrik ederken uhuvveti anlatmaya memur olanlar ya havadan-sudan konuşmalar yaparak felakete seyirci kaldı ya da bizzat bâtıldan yana taraf oldu. Kimi küfür yobazlarının tezkiyesine soyundu, kimi de en büyük zalimleri en büyük muzdaribler olarak tanıttı.

Şeyh Said’i Sor!

Şeyh Said’i asanlarla aynı zihniyete sahip olanlar, herkesin sustuğu zor zamanlarda onu “Din Mazlumu” olarak müdafaa eden Üstad Necip Fazıl’ı, Kadir Mısıroğlu’nu yok sayıp, Müslüman Kürd’ü aldatabilmek için “Şeyh Said’i de biz savunuyoruz!” dediklerinde onlara, “Madem Şeyh Said’e muhabbetiniz var, o hâlde neden onun gibi düşünen Kur’an talebesi Yasin Börü’yü ve arkadaşlarını hunharca katlettiniz?” diye sor! “Eğer Şeyh Said sizin zamanınızda “Şeriat” isteseydi Yasin Börü’ye yaptığınızı ona da yapar, herkesten önce onu siz katlederdiniz. Madem Şeyh Said sizin için sosyalist yalanları yaymaktan başka bir anlam ifade eder, O hâlde neden onun bağlı bulunduğu İslam nizamına değil de bir sosyalist eşkıyaya ittiba ettiniz!” diye sor o yalan yobazlarına. Irkçılık yayıldıkça, Ümmet olma hassasiyeti zayıfladı. “Ümmetim!” diyenler Marksizm’e hizmet edenler tarafından birinci tehlike olarak görüldü. Maraz kutsandı, ilaç aşağılandı. Bütün bunları da ilacın İslam olduğunu bilenler yaptı. Öz evinden vuruldu İslam. Vur emrini verenleri, katilleri sor!

İyi Hoca

İslam, camiye çekildikçe cahiliyye yayıldı. Okullara, evlere girdi Ebu Cehiller. Lise önlerinden dağlara ya da hücre evlerine çocuklar kaldırılırken ekmeklerini büyütme yarışından ödün vermedi mürebbiler, muallimler, imamlar… Sokaklar kan gölüne döndüğü gün de üç ay önce hazırlanan irşad programındaki konular anlatıldı kürsülerde. Mekke’nin gündemine müdahale edip cahiliyye aklını dağıtan Kur’an susunca, Müslüman, gündemi reytingi yüksek televizyonların yorumcularına göre değerlendirdi. İslam’ın siyasi, içtimai, iktisadi hadiseleri teşkil etmesinden rahatsız olanlar, “iyi hoca”, “kötü hoca” terkipleri kurdu. Dünyayı yönetmek için indirilen bir kitabı dünyanın merkezinden uzaklaştırmak için çabalayanlar “iyi hoca” oldu.

Bin Yıl Sonra Yaşanan Eksen Kayması

Cahiliyye referans alınınca bin küsur yıl sonra ekseni kaydı Müslümanların ve saflar ırklara göre belirlendi. Ebu Bekir sustu, Ebu Cehil konuştu. Namazla alay eden, İslam’a karşı kurtuluş olarak Zerdüştlüğü gösteren bir küfür yobazı “Büyük Kurtarıcı” olarak gösterildi; bir “Sahte Kahraman” üzerinden “küfür” sevdirildi. Yüzyıllık oyun farklı aidiyetler kullanılarak ikinci defa oynandı fakat ibret almayan müslümanlar aynı yerden defaatle ısırıldı. Oysa bu gün olduğu gibi dün de Rabbani alimler uyarmıştı. Fakat musibetlerin belası tadılmadan nasihatin kıymeti anlaşılmadı.

Yapma Vahidüddin, Kıyma İslam’a!

Şeyhulislam Mustafa Sabri Efendi, İngilizler ve onun pravdası Yunan çetesi tarafından işgal edilecek son Osmanlı toprağını kurtaracak, bu kurtarma ile milletin muhabbetini kazanacak, ardından da Hilafet dahil İslam’a ait bütün müeseseler eliyle kaldırılacak olan adamın sahaya sürülmemesi için Sultan Vahidüddin’e sabaha kadar yalvardı. “Yapmayın! Bunu öne çıkarmayın! İngilizler emellerine bu adamla ulaşacak dini bununla yıkacaklar! Ona önce savaş kazandıracak, millet nazarında büyük bir itibar verecek, sonra da onun eliyle mukaddesatın ırzına geçecekler. Din yıkılırsa bu millet bir daha doğrulamaz.” dedi fakat Vahidüddin’e anlatamadı meramını. Tam da söylediği gibi oldu. Osmanlı Devleti’nin on kat küçülmesiyle kazanılan bir zafer (!) yeni kahramanlar ortaya çıkardı ve onlar eliyle ulema için dar ağaçları kuruldu. Onlar harf inkılabını yaptı. Onlar medreseleri kapattı.

Modern Cahiliyye’nin Tanrıları

Komuta kademesi azılı ateistlerden oluşan faşist bir yapı, bazı medrese hocalarını, imamları, müftüleri de arkasına alarak Suriye’nin kuzeyi merkez alınarak yayılması planlanan ikinci bir Endülüs için çalışıyor. Ne var ki tarihin en derin ırkçılık marazına yakalanan bazı Müslümanlar bu vahameti ya seyrediyor ya da ona payanda vazifesi görüyor. Bir günde bütün putları kıran İslam’a aidiyet iddiasında olanlar, açıkça “Benim putum kutsaldır. Onu dokunma!” diyor. Hz. İbrahim işte böyle bir zamanda meydan yerine çıkmış ve kendisini yakmak için günlerce odun toplayan putperestlerin yüzüne, “Size de, Allah’ı bırakıp tapmakta olduğunuz şeylere de yuh olsun!”[1] demişti. Bu ayetleri irabını yapmak içinokuyanlar bugün cahiliyenin tanrılarına meşruiyet kazandırma yarışana girdi.

Kahramanlar zor zamanlarda yetişir. İki asırdır büyük acılar çeken İslam coğrafyası, kahramanlarını istikbale hazırlandığı bir zamanda, Hz. İbrahim’i yeniden oku. “Sahte kahramanlarınıza da, ideolocyalarınıza da yuh olsun” de. Neyi, nasıl yapacağını, Allah yolunu tekrar nasıl açacağını Hz. İbrahim’den öğren. Zordur istikamet üzere yaşamak. Annen, banan, amcan, dayın belki de en yakınların çıkacak karşına. Allah seni belki kardeşin, belki de amcanın oğlu ile imtihan edecek. Bedir’e, Uhud’a, Hendek’e bu kuşatmayı yarmak için bir daha dön, yeniden oku Siyer-i Nebi’yi. En yakınlarını bırakıp şehirden iki defa ayrılan, üçüncüsünde ise bir daha dönmemek üzere Mekke’ye elveda diyen, Medine’yi Hz. Muhammed’in gelişine hazırlayan Hz. Musab’ı önce anlamaya sonra da yaşamaya çalış. İşte o zaman cihadın Hak’la bâtılın, Cahiliyye ile İslam’ın mücadelesi olduğunu bütün derinliğiyle göreceksin.

Tarihin Akşını Değiştirmek

Dinle, bak! Medineli Ensar’la omuz omuza verip Mekkeli Ebu Cehil’e karşı cihad eden Mekkeli Ebu Bekir; İslam’la safların bölge, kabile, ırk merkezli değil, iman ve küfür eksenli belirlendiğini söyleyecek sana. Hz. Sıddık’ı ihmal etme! Eğer ondan, Ebu Cehil gibi hemşehrilerine karşı Medineli Ensar’la birlikte olman gerektiğini öğrenebilirsen, çağın Ensarı Muhammed Mursi’yi, Halid Meşal’i tanıyacak, Sisilere ve onların efendilerine karşı Ensar’la birlikte destanlar yazacak, tarihin akışını değiştireceksin.

Allah Bize Yeter

Nefsin sana sürekli ideolocyalara ve onların amelelerine Hz. İbrahim gibi “Yuh olsun ilahlarınıza” demenin zorluğunu anlatacak; “Kendini tehlikeye atma, yarınlarını karartma, dünyayı sen mi kurtaracaksın!” diyecek. Kur’an-ı Kerim ise, cihadın en zorunun olduğu alanlardan yüreğine “sekînet” dolu cümleler taşıyacak. İşte o zaman Hakk’a teslimiyet ordusuna katılıp sen de sahabeyle birlikte, “Hasbunallahu ve ni’mel vekîl/ Allah bize yeter! O ne güzel vekildir.”[2] diyeceksin.

Allah Rasûlü’nün Kırdığı Putlar

Müslümanlar tahribata sessiz kaldıkça hakimiyet Hak’tan bâtıla kaydı. İnsanları, mezardaki ölü babalarını saymaya kadar götüren asabiyye hastalığı bazı kalpleri yeniden istila etti ve onları Marksist Putların kölesi yaptı. Ebu Cehil’in çocukları Allah Rasûlü’nün kırdığı putları on dört asır sonra yeniden dikti. Kalk ayağa! Bütün hastalıklarla mücadele edecek irade sende. Yalnızlığını Ümmeti’nin bâtıla teslimiyetine kalkan yapma! Sana her durumda çıkış yolu gösteren Kur’an-ı Kerim’e kayıtsız şartsız ittiba et!

Önce Ağyâr

Başkasının elindeki mala hased etme! “Madem bende yok onda da olmasın!” dersen, o mal yok olmadan önce amellerin zayi olur. Dünya hayatına, sonunda yok olacak bir oyun, bir eğlence, bir süs, aranızda karşılıklı bir övünme, çok mal ve evlat sahibi olma yarışı olarak bak. Rabbinden gelecek mağfirete ve genişliği gökle yerinki kadar olan -Allah’a ve Rasûlü’ne inananlar için hazırlanan- Cennet’e koş.[3] Dünya hem fani hem de kazanması zordur. Ahiret ise baki ve kazanması kolaydır. Dünya için yürü, Ahiret için koş. Kaybettiğin dünyalıklar için üzülme, kazandıklarından dolayı da şımarma. Fani olan dünya malını korumak için aldığın önlemleri Ahiret sermayen için de al. Riya ile onları iptal etme, hasedle yakıp küle çevirme!

Günah Ajandası

Malın artıkça düşmanın, ilmin derinleştikçe ise sevenlerin artar. Mal harcandıkça azalır, ilim ise sarf edildikçe artar. Mala harîs olursan hasîs olur, en yakınlarınla dahi karşı karşıya gelirsin. İstediğinde vermeyince evladın bile sana düşman olur, servetine sahip olmak için bir an önce ölmeni bekler.

İzzet; Allah, Rasûlü ve müminlerin yanında yer almaktır. O hâlde aziz olanı zelil olanla değişme! Dünyanın zahirine bakıp da aldanma. Baki olan Ahiret’i verip, fani olan dünyayı alma! İçki krizine giren ayyaş kuyumcunun bir kadeh içki için bir dükkan dolusu altını vermesi gibi sen de Cennet’i verip Cehennem’i alma! Dünyalıklara kavuşabilmek için altın kıymetinde olan salih amellerini zayi etme!

Hırsı bırak, kanaatkar ol! Hayvan, karnını doyurmak için tamahkâr bir halde suya koşar. Su ise yağmur olur, kanaatkar olan ağacın önce ayaklarına sonra köklerine kapanır. Sen de Allah için koşar, kendin için kanaatkar olursan Allah dünyayı ayağına serer.

Bir Müslümanı tahkir ve tezyif etmek için değil, tashih ve tekmil etmek için tenkit et. Muhalefet etme; marufu/iyiyi emret, münkerden sakındır! Gıybet etme, başkasın günahını araştırma, mahrem hayatı sorgulama, boyundan soyundan dolayı insanları aşağılama! Su-i zanda bulunma. Cebinde başkalarının değil kendi günah ajandanı taşı. Zira Ahiret’te sana kendi ajandanı verip, ondan “Oku!” diyecekler.

Hayatının merkezine, insanlığı en doğru yola ulaştıran Kur’an-ı Kerim’i koy. “Hocalar siyaset yapar mı?” diyerek, Allah’ın dünya nizamı olarak indirdiği Kur’an’ın hayatı idare etme imkanını kaybettiğini iddia edenlerin Şeriat’ın hasımları olduklarını unutma!

Zenginliği, daha fazla sadaka vermeye imkan sağlayan bir şükür kapısı olarak gör. Fakir kılıp sabırla değil de, zengin yapıp infak etmekle seni imtihan ettiğinden dolayı Rabbin’e hamd et. Malın sürekli el değiştirdiğini, el açanın yerinde birgün senin de olabileceğini düşün ve sadaka verirken başa kakma! Kendini mülkün sahibinin sadaka dağıtma memuru olarak gör. Servetinde isteyenlerin de istemekten sıkılanların da hakkı olduğunu unutma. Verdikçe Allah’ın da sana vermesi için meleklerin dua ettiğini bil. İnfak, malı ihlâk değil, ihkam eder. Eğer fakirin malındaki asgari hakk olan kırkta biri verirsen Allah Teala da sana kırkta otuz dokuzu bırakır.

Rabbine karşı edepli ol, haddini bil! Bir dağ başında muhkem duvarlarla çevrili bir zindanda olsan, çevreyi ancak gediklerin müsaade ettiği kadar görebilirsin. Koklamak, duymak, işitmek, tatmak ve dokunmaktan oluşan 5 hasse de seninle dünya arasındaki algı pencereleridir. Ancak Allah Teala’nın müsaade ettiği kadar görür, duyar, dokunur, koklar ve anlarsın. Bir sürahinin içerisine konan doğru bir kalemi eğri görür, birkaç metre uzaktaki karıncanın hareketini fark edemez, elektriğin varlığını göremezsin. Madem bu kadar acizsin, o halde her şeyi bilen, hikmet dairesinde yaratan, kararları asla kulları tarafından veto edilemeyen Rabbi’ne kayıtsız şartsız teslim ol!

Çok uyuyup ayılamıyor, sabah namaza kalkamıyorsan doktora gitme; yatağa yatarken şunları düşün: “Boşaltılan bir kız yurdundan bir oda dolusu iskambil kağıdı, sigara izmariti ve bira şişesi çıktı. Bunların bir kısmı öğretmen, tamamı ise anne olacak.”

Osmanlı çekilip İngilizler Kudüs’ü işgal edince elleri çatlayıncaya kadar İngilizler’i alkışlayanlar, ihanetlerinin bedelini bütün Müslümanlara ödetti. Allah Rasûlü’nün Mirac gecesinde bütün peygamberlere imamlık yaptığı Mescid-i Aksa bir asırdır tutsak. “Bana ne” dersen, Allah ve tarih huzurunda yeni kırılmalardan sen de sorumlu olacaksın. Hastalık, iflas, işgal, ölüm gibi korkuları yendiğin gün sadece Allah’tan korkacak, sahabe gibi tarihin akışını değiştirecek, bütün zalimlere hesap soracaksın. Unutma!


[1]  Enbiya, 21/67. (اُفٍّ لَكُمْ وَلِمَا تَعْبُدُونَ مِنْ دُونِ اللّٰهِ)

[2]  Âl-i İmrân, 3/173 (اَلَّذٖينَ قَالَ لَهُمُ النَّاسُ اِنَّ النَّاسَ قَدْ جَمَعُوا لَكُمْ فَاخْشَوْهُمْ فَزَادَهُمْ اٖيمَانًا وَقَالُوا حَسْبُنَا اللّٰهُ وَنِعْمَ الْوَكٖيلُ)

[3]  Bkz. Hadîd, 57/20-21. (اِعْلَمُوا اَنَّمَا الْحَيٰوةُ الدُّنْيَا لَعِبٌ وَلَهْوٌ وَزٖينَةٌ وَتَفَاخُرٌ بَيْنَكُمْ وَتَكَاثُرٌ فِى الْاَمْوَالِ وَالْاَوْلَادِ كَمَثَلِ غَيْثٍ اَعْجَبَ الْكُفَّارَ نَبَاتُهُ ثُمَّ يَهٖيجُ فَتَرٰیهُ مُصْفَرًّا ثُمَّ يَكُونُ حُطَامًا وَفِى الْاٰخِرَةِ عَذَابٌ شَدٖيدٌ وَمَغْفِرَةٌ مِنَ اللّٰهِ وَرِضْوَانٌ وَمَا الْحَيٰوةُ الدُّنْيَا اِلَّا مَتَاعُ الْغُرُورِ سَابِقُوا اِلٰى مَغْفِرَةٍ مِنْ رَبِّكُمْ وَجَنَّةٍ عَرْضُهَا كَعَرْضِ السَّمَاءِ وَالْاَرْضِ اُعِدَّتْ لِلَّذٖينَ اٰمَنُوا بِاللّٰهِ وَرُسُلِهٖ ذٰلِكَ فَضْلُ اللّٰهِ يُؤْتٖيهِ مَنْ يَشَاءُ وَاللّٰهُ ذُو الْفَضْلِ الْعَظٖيمِ)

Yazar Hakkında

İhsan Şenocak

Yorum Ekle

İhsan Şenocak

Hakkında

1974 yılında Samsun’da dünyaya geldi. İlkokuldan sonra hafızlık yaptı. 1994’te Samsun İmam Hatip Lisesi’nden 99’da Ondokuzmayıs Üniversitesi İlahiyat Fakültesi’nden mezun oldu. Okul yıllarında muhalled usulde İslâmî ilimler okudu. 2002’de Diyanet İşleri Başkanlığı İstanbul Haseki Eğitim Merkezi’ni bitirdi. 2004 yılında OMÜ İlahiyat Fakültesi İslâm Hukuku Anabilim Dalında “İslâm Hukuku’nda Taklit” konulu teziyle yüksek lisans yaptı. Aynı fakültede “İslâm Hukuku’nda Örfün Hükümlere Etkisi” adlı tezini tamamlayarak doktor oldu.