KÂİNAT KUR’ÂN’I KERÎM’İN İ’CAZINA ŞEHADET EDİYOR

K

Hidayet kitabı olan Kur’ân-ı Kerîm’in kâinat ve insan bağlamında ibret almak için anlattığı hadisatta öyle mucizeler var ki yeni keşiflerle insanın idrak seviyesi arttıkça daha iyi anlaşılabilmektedir.

Dünya’nın Dönmesi

Kâinatı yaratan, yöneten, yaratmasının ve yönetmesinin insan tarafından anlaşılabilmesi için Kur’ân-ı Kerîm’i indiren Allah Azze ve Celle Dünya’nın dönmesiyle alakalı şöyle buyurmaktadır: “Dağları görürsün de onları öylece yerlerinde sabit duruyor zannedersin; hakikatte ise onlar yerküreyle birlikte, bulutların yürümesi gibi yürümektedirler.”[1] Allah Y bulutlar nasıl hareket ediyorsa dağlar ve o dağları içinde barındıran dünya da aynı şekilde dönüyor, buyuruyor. On beş asır önce biri çıkıp da Dünya’nın döndüğünü söyleseydi onu mecnun kabul ederlerdi. Lakin Dünya’nın döndüğünü tesbit edecek hiçbir âletin olmadığı bir çağda ümmî bir peygambere gelen Kur’ân-ı Kerîm Dünya’nın hareket ettiğini haber verdi.

Bugün artık malumdur ki kendi ekseni etrafında saatte 1670 km hızla dönen Dünya, bu dönme işlemini gerçekleştirirken aynı zamanda 108.000 km hızla da Güneş’in çevresinde dönmektedir. Kur’ân-ı Kerîm’in asırlar önce haber verdiği bu dönüş işlemini o günün fenniyle anlamak mümkün olmadığından müfessirler ayet-i kerimeyi zahir anlamın dışında te’vîl edip anlamaya çalışmışlardır.

Büyük Patlama

Felsefenin temel üç mevzusu Allah, âlem ve ruha dair sorulara filozoflar farklı cevaplar vermiş, bir sonrakinin “hakikat”i bir öncekinin “hakikat” dediğini tekzib etmiştir. Hz. Adem’den u, Allah’ın Son Rasûlü Hz. Muhammed’e ﷺ kadar bütün peygamberlerin Allah, âlem ve ruh bağlamındaki sorulara verdikleri cevaplar ise tarih boyu hiç değişmemiş, sonra gelenler öncekileri tekzib değil; tasdik etmiştir.

Materyalist çevrelerde XX. yüzyıla kadar hâkim olan kanaat, kâinatın sonsuzdan beri var olduğu ve sonsuza kadar da var olacağı şeklindeydi. “Statik Evren Modeli” denilen bu kabule göre kâinatın herhangi bir şekilde başlangıç veya sonu yoktur.

Allah Teâlâ’nın “yaratıcı” olduğunu reddeden materyalist felsefeye göre kâinat, durağan ve değişmez maddeler bütünüdür.

Maddeden başka herşeyin varlığını reddeden materyalizma, “Eğer kâinat yaratılmış olsaydı Allah tarafından muayyen bir vakitte ve yoktan var edilmeliydi.” demektedir. Big bang teorisi materyalizmanın iddialarını çökerten deney ve gözlemleriyle Dünya’nın bir başlangıcı olduğunu, büyük bir patlama ile yokluktan varlık âlemine taşındığını söyleyerek ateist çevrelerin masallarını çöpe attı.

Ayrıca ilmi keşifler göstermiştir ki kâinat, materyalistlerin iddia ettiği gibi sabit ve durağan değil; hareketli ve değişim içerisinde genişlemektedir. Bilimsel çevrelerin yeni denecek kadar yakın bir zamanda keşfettiği bu hususu Kur’ân-ı Kerîm on beş asır önce beyan etmiştir: “O inkâr edenler görmüyorlar mı ki bidayette göklerle yer birbiriyle bitişikken biz onları ayırdık ve her canlı şeyi sudan yarattık.”[2] Big bang Kur’ân’ın söylediğini tekrar etmekte, yerlerin ve göklerin yaratıldığını haber vermekte, materyalizmanın masallarını reddetmektedir.

Kâinatın sürekli genişlemesi, bilimin “sıfır nokta” olarak ifade ettiği “yokluk”tan mütevellittir. Zaman tünelinde geriye doğru gidildiğinde genişleyen kâinatın sıfır noktaya müncer olduğu görülmektedir. Kâinatın o noktadan patlayarak oluşmasına big bang (büyük patlama) denmektedir.

Modern bilimin şu kadar laboratuvar çalışmasından sonra ulaşabildiği hakikati Kur’ân şöyle anlatmaktadır: “Biz göğü ‘büyük bir kudretle’ bina ettik ve şüphesiz Biz (onu) genişleticiyiz.”[3]

Büyük patlama teorisi ve kâinatın genişlediğinin tesbit edilmesi,  materyalizmanın maddenin varlığının ebediliği ve sabitliği fikrini çürütmüştür. Modern bilim tarafından ancak geçen yüzyılda keşfedilebilen bu hakikat, Kur’ân-ı Kerîm tarafından on beş asır önce haber verilmiştir. Bing bang, bilimi din haline getirerek İslâm’la savaşır bir yapıya dönüştüren, maddenin ezeliliğini savunarak yaratılışı inkâr eden çevrelerin hakikat dediklerinin hurafe olduğunu gösterdi, Kur’ân-ı Kerîm’i tasdik etti.

Dünyanın en ünlü ateisti kabul edilen İngiliz Filozof Antony Flew (ö. 2010), “Tanrı” hakkında bir kanıt ortaya çıkıncaya kadar ateizmin kabul edilmesi gerektiğini savunmuş, “Tanrı” kavramının anlamını eleştirmişti. Ancak 2004 yılında Tanrı’nın varlığını kabul ettiğini ilan etti.[4] Daha sonra da “Yanılmışım Tanrı Varmış” başlıklı eserini kaleme alarak ateizmi reddetti. Antony, yarım yüzyıldan fazla bir süre ateizmi açıklayıp savunan biri olarak niçin tanrıya inandığını şöyle izah etti: “Modern bilimin ortaya koyduğu dünya resmi, benim gördüğüm şekliyle bunu emrediyor. Bilim, doğanın Tanrı’ya işaret eden üç boyutuna ışık tutuyor. Bunlardan ilki doğanın kanunlara uyduğu gerçeği. İkincisi, hayat boyutu; maddeden kaynaklanan ve zekice organize edilip amaca yönelik hareket eden varlık boyutu. Üçüncüsü ise doğanın varlığı.” Kısaca Antony, kâinatın muhteşem tasarımı Allah Teâlâ’nın var ve bir olduğuna delalet ediyor, diyor.

Tanrı’nın var olduğunu kabul etmesinin bir paradigma değişimi olmadığını söyleyen Antony, “Republic” adlı eserinde Platon’un Sokrates için yazdığı gibi benim paradigmam hala aynı yerde: “İddianın götürdüğü yere gitmeliyiz.” der.[5]

Filozof için üç bilimsel araştırma alanının önemli olduğunu söyleyen Antony, şu üç soruya cevap arar:

Doğanın kanunları nasıl oluştu?

Bir fenomen olarak hayat, nasıl hayatın yokluğundan çıktı?

Kainat yani fiziksel olan her şey, nasıl var oldu?[6]

Tanrı’yı keşfetmesinin inancın değil, muhakemenin bir yolculuğu olduğunu söyleyen Antony,[7] Allah Teâlâ’nın dünyayı insan için bir yaşam merkezi haline getirmesini şöyle bir teşbih üzerinden anlatır:

Bir sonraki tatilinizde bir otel odasına girdiğinizi, komidinin üzerindeki disk çalarda en sevdiğiniz albümden bir şarkının çaldığını, yatağın üzerindeki duvarda asılı çerçeveli resim, evinizdeki şöminenin üzerinde asılı resmin aynısı olduğunu, odaya en sevdiğiniz kokunun sıkıldığını hayal edin. Taaccüb içerisinde kafanızı sallıyor, nasıl bunlar bir araya geldi diyor ve hayretten valizler ellerinizden düşüveriyor.

Otel odasında bir anda dikkat kesiliyor, içeceklerin olduğu noktaya yöneliyor, kapısını açıp buzdolabına bakıyorsunuz; en sevdiğiniz içecekler, en sevdiğiniz kurabiyeler ve şekerlemeler. Hatta tercih ettiğiniz marka şişe suyu da var.

Ardından odaya göz gezdiriyor, çalışma masasının üzerindeki kitabı fark ediyorsunuz; en sevdiğiniz yazarın son eseri. Banyoya bakıyorsunuz. Kişisel bakım ve temizlik ürünleri, herbiri sanki sizin için özel olarak seçilmiş gibi tezgâhın üzerine dizilmiş. Televizyonu açıyorsunuz; en sevdiğiniz kanal ayarlanmış.

Otelde keşfettiğiniz her yeni şeyle bütün bunların bir tesadüf olabileceğini daha az düşünürsünüz, değil mi? Otel yöneticilerinin sizin hakkınızda bu kadar ayrıntılı bilgiyi nasıl elde ettiklerini merak eder, hazırlıklarına hayret edebilirsiniz. Hatta tüm bunların size ne kadara mal olacağını bir kez daha kontrol edebilirsiniz. Fakat kesinlikle birilerinin sizin geleceğinizi bildiğine inanacaksınız.[8] Antony Flew, bir otel odasında her şeyin kişinin arzusuna göre tertip ve tefrişi nasıl tesadüf değilse kâinatın da insan için kusursuz hazırlanmasının da tasadüf olmayacağını söyler. 


[1]-Neml, 88.

[2]-Enbiyâ, 30.

[3]-Zariyât, 47.

[4]-My Pilgrimage from Atheism to Theism: an Exclusive Interview with Former British Atheist Professor Antony Flew Gary R. Habermas, Philosophia Christi Vol. 6, No. 2 (Winter 2004).

[5]-Antony, a.g.e., 81.

[6]-Antony, a.g.e.,  82.

[7]-Antony, a.g.e., 84.

[8]-Antony, a.g.e., 97.

Yazar Hakkında

İhsan Şenocak

Yorum Ekle

İhsan Şenocak

Hakkında

1974 yılında Samsun’da dünyaya geldi. İlkokuldan sonra hafızlık yaptı. 1994’te Samsun İmam Hatip Lisesi’nden 99’da Ondokuzmayıs Üniversitesi İlahiyat Fakültesi’nden mezun oldu. Okul yıllarında muhalled usulde İslâmî ilimler okudu. 2002’de Diyanet İşleri Başkanlığı İstanbul Haseki Eğitim Merkezi’ni bitirdi. 2004 yılında OMÜ İlahiyat Fakültesi İslâm Hukuku Anabilim Dalında “İslâm Hukuku’nda Taklit” konulu teziyle yüksek lisans yaptı. Aynı fakültede “İslâm Hukuku’nda Örfün Hükümlere Etkisi” adlı tezini tamamlayarak doktor oldu.